menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İzak Rabin’den bugüne Filistin'de barışın çöküşü

17 0
26.04.2026

Tarih, kırılma anlarını sevmez; onları gömer, üzerini örter ve unutturur. Ancak devlet aklı dediğimiz rasyonel mekanizma, bu anları en ince ayrıntısına kadar hatırlamak zorundadır. Çünkü unutulan her kırılma, bir sonraki toplumsal yıkımın ve stratejik çöküşün zeminini sessizce döşer.

Tel Aviv, Krallar Meydanı... Üç el silah sesi...

Orta Doğu’nun belki de en gerçekçi, en elle tutulur barış ihtimali, İzhak Rabin’in bedenine sıkılan o kurşunlarla birlikte tarihin tozlu ve soğuk zeminine düştü...

O geceyi doğru okumak; bugün Gazze’nin molozları arasında yankılanan mazlum çığlıkları, Batı Şeria’nın işgal duvarlarını ve bölgenin her köşesine sıçrayan yangının asıl kaynağını anlamaktır.

Zira o mermiler tek bir siyasetçiyi değil, bölgenin rasyonel siyaset üretme kapasitesini hedef almıştı.

1993’te Washington’da imzalanan Oslo Anlaşmaları, ABD Başkanı Bill Clinton’ın ev sahipliğinde, İsrail Başbakanı İzak Rabin ile Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat arasında, Norveç’in gizli diplomatik temaslarıyla şekillenen ilk ciddi müzakere zeminiydi. Formül son derece basitti; Toprak karşılığı barış. İsrail 1967’de işgal ettiği Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ten çekilecek, Filistin kademeli olarak kendi yönetimini kuracaktı.

Rabin, bu zorlu sürecin mimarıydı. Ancak yanılmayalım; Rabin romantik bir barış elçisi ya da bir hayalperest değildi. Aksine, ömrü cephelerde geçmiş, sertliğiyle maruf eski bir genelkurmay başkanıydı. Onu o masaya oturtan şey soyut bir idealizm değil; İsrail’in uzun vadeli bekası için bu kronik çatışmanın artık taşınamaz bir yük hâline geldiğini hesap eden devlet aklıydı.

Oslo hayatta kalma stratejisiydi. Fakat bu rasyonel hesap, küresel siyonist hareketin şahin kanadı tarafından varoluşsal bir tehdit olarak kodlandı. Filistin devletine giden her yol, Büyük İsrail........

© Türkiye