Dost başa bakar, düşman ayağa! Köşger yapar haffaf satar
Ayakkabı arefeden alınır, geceden bırakılır çocuğun yatağına. Sabah görünce sevinçten uçar, hoplaya zıplaya gider bayramlaşmaya...
Antik Bizans heykellerine bakarsanız sandalet vardır ayaklarında. Türkler ise kürklü çizme giyer “başını serin, ayağını sıcak” hesabına.Göçerler post keser, çarık diker, yandan kaytanla büzer. Topuğu küt, burnu sivridir hatta biraz geri döner.Öküz derisi pek makbuldür, hayvan kesildi mi postu tuzlanır, düzlenir, parça parça kesilip dağıtılır komşulara. Kime çarıklık lazımsa.Çağdaşlık peşindeki Ankara çarığa yasak koyar, sanki ayakkabı temin etti de giymedi fukara. Nitekim malzemesi tabii ve sıhhi olan çarık yerini bırakır naylona. Evet, plastik kolay yıkanır, temizlenir ancak ayakları terletir, nefes aldırmaz. Memleketi mantar ve çorap kokusu sarar.Ecdat deriyi güzel işler, debbağlar gön, kösele, vaketa, telatin, elvan, sahtiyan ve mazı meşini yapar en hasından.Fatih Sultan Mehmed, Kazlıçeşme’de 360 tabakhaneli bir site inşa ettirir, dağıtır sanatkâra. Tophane, Kasımpaşa ve Üsküdar debbağları da aşağı kalmaz.
Evliya Çelebi İstanbul’da 3.400 imalathane ve 8 bin meslek erbabından söz açar. Terlikçi ve mestçileri de hesaba katarsan al bir o kadar daha.Terlik derin mevzu, önü kapalı mercan, şipidik, kamerçin, mabeyn, pantufla…Takunya için ceviz, dut, çınar gibi zor çürüyen ağaçlar seçilir, üzerine müstamel araba lastiklerinden kuşak kesilir.Sonra bir Tokyo modası patlar, bakmışsın herkesin ayağında.Osmanlı askeri zarif ve hafif çizmeler giyer, piyadenin hızı artar. 17. yy’da yüzlerce çizmeci vardır İstanbul’da.Efeler zeybekler körüklüden vazgeçmez. Rahattır dizi de bükülür icabında.Askerde bir paraşütçü çizmesi denemiştim bastım cuk oturdu gelgelelim çek çek çıkmaz. Ne uğraşmıştık ama. Zaten ağa konağa döndü mü eşiğe oturur, çizmesini uşaklar söker alırlar.
Bizim milletimiz evde pabuç kullanmaz, necaset gibi bir hassasiyet vardır, taharete uymaz. Hatta eski dükkânlar basamaklı olur, ayakkabılar çıkartılır kapıda.Gençler bağcık ilikleyip çözmekle uğraşmaz, bir ayağıyla öbürünün topuğuna basar, fıydırır sahanlığa. Bazıları da bağcık hastasıdır, gider fosforlu yeşil ve cırtlak turuncuları seçer, düzünden çaprazından çeşit çeşit bağlar, bin türlü fiyonk atar.Bunların ucundaki teneke uçlar çabuk kopar, ayağına göre bir ayar yapıp düğümlersin ki içine kaçmaya.Sonra cırt cırtlar çıkar, toka ve kopça.Bir de otobüs şoförlerinin itibar ettiği Çarşamba işi “yumurta topuklar” vardır ki arkasına basılır. Hafif bir sürtme sesi ve çat çat demir takırtısı çınlar kaldırımda.Meraklısı yemez içmez pabuca yatırır. Boyar, cilalar, kalıplar, kaldırır dolaba.Filipinli First Lady İmelda Marcos’un 3 bin çift pabucu vardı mesela.
1810- Beykoz... Derici Hamza Efendi’nin tesisi ordu adına satın alınır. “Tabakhane-i Klevhane-i Amire” adıyla palaska, kütüklük imaline başlar. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, mensupları için postal tozluk yapar.Buhar makineleri gelince günde 300 çift kundura........
