Fakirlikle övünmek: Yanlışı erdem sanmak!
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş malı-mülkü bulunmadığı, 13 yıldır kirada oturduğu, eski bir araba sahibi olduğu ve çocuklarına temiz bir isim bırakacağı yönünde acınmalar yaptı(*). Bu sözler, ilk bakışta, mütevazı bir hayat tarzının ifade edilmesi gibi görülebilir. Ancak, bu söylem, biraz daha yakından incelendiğinde, ciddi bir zihniyet sorununa işaret etmektedir; çünkü, burada esas mesele sade bir hayat yaşamaktan çok ekonomik başarısızlığın bir tür ahlaki üstünlük gibi sunulmasıdır.
Türkçede yerleşik bir ifade vardır: “Merdi kıpti şecaat arz edeyim derken sirkatin söylermiş.” Yani kişi övünmek isterken aslında kusurunu ifşa eder. Erkan Baş’ın sözleri de bu deyişe uygundur. Bir insanın yıllar boyunca maddi olarak hiçbir ilerleme kaydedememesiyle ve bu çerçevede hiç malı-mülkü olmamasıyla övünmesi, hatta bunu bir erdem gibi sunması, sorgulanması gereken bir durumdur.
Hayatın temel gerçeklerinden biri şudur: İnsanlar yalnızca bugünlerini değil, yarınlarını da düşünmek zorundadır. Çalışmak, üretmek, kendini geliştirmek ve ekonomik olarak ilerlemek bireysel olduğu kadar ailevi ve toplumsal bir sorumluluktur. Vasıfsız emekten vasıflı emeğe geçmek, gelirini artırmak, elde edilen gelirin tamamını tüketmeyip bir kısmını biriktirmek ve bu birikimi ev, arsa, altın, hisse senedi, işletmelere otaklık ve mevduat hesabı gibi yatırımlara dönüştürmek, özellikle uzun vadede, sağlıklı bir hayat planının vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu, aynı zamanda, toplumsal hayata yapılan bir katkıdır.
Burada söz konusu olan sadece bireysel refah değildir, ona ilaveten, nesiller arası güvenliktir. Aileler çocuklarına “temiz bir isim” yanında hayata daha iyi bir başlangıç yapmalarına katkı sağlayacak imkânlar bırakmayı da hedeflemelidir. Konut, tasarruf, yatırım gibi araçlar bu açıdan büyük önem taşır. Aksi hâlde, çocukları hayata bir anlamda sıfırdan başlamak zorunda kalırlar ve bu durum onların hayat mücadelesini daha da zorlaştırır.
Amerikan halk kültüründe sıkça dile getirilen şu söz zenginlik ile fakirlik arasındaki dengeyi iyi ifade eder: “Fakir kalmak da ayıptır, zengin ölmek de ayıptır.” Bu ifade, iki uçtan da kaçınmayı öğütler. Bir yandan bireyin kendi hayatını yoksulluk içinde sürdürmesini bir eksiklik olarak görür; diğer yandan servetin yalnızca biriktirilip topluma veya sonraki nesillere katkı sağlamadan bütünüyle kendi ailesine bırakılmasını eleştirir. Bu anlayış hem çalışmayı hem de ölçülü bir hayatı teşvik eder.
Erkan Baş’ın yaklaşımında ise farklı bir problem ortaya çıkmaktadır. Burada yoksulluk veya maddi yetersizlik bir tür ahlaki temizlik göstergesi gibi sunulmaktadır. Oysa, ekonomik olarak güçlü olmak ile ahlaki olarak yozlaşmak arasında zorunlu bir ilişki yoktur. İnsan hem dürüst hem de başarılı olabilir. Hatta çoğu zaman dürüstlük, disiplin ve çalışma ahlakı ekonomik başarının temelini oluşturur.
Maldan-mülkten uzak bir hayat yaşamak elbette bir tercihtir ve insanların bu yöndeki seçimlerine saygı duyulabilir. Ancak, insanların tamamının aynı seçimi yapması dünyanın çok fakir kalmasına sebep olurdu. Ekonomik alanda hiçbir ilerleme göstermemeyi bir erdem gibi sunmak, bireysel ve toplumsal açıdan sorunlu bir yaklaşımdır. İnsanların hedefi, yoksulluğu meşrulaştırmak değil, onun üstesinden gelmek olmalıdır. Gerçek başarı hem ahlaki hem de maddi açıdan dengeli bir hayat kurabilmek ve dünyaya maddi birikim gerçekleştirerek de bir katkıda bulunmaktır. Erkan Baş’ın hayatı ise, ne yazık ki, bu bakımdan, boşa ve boşu boşuna harcanmış bir hayat gibi görünmektedir.
(*) https://t24.com.tr/gundem/tip-genel-baskani-erkan-bas-tan-villa-aciklamasi-13-yildir-ayni-evde-kirada-oturuyorum-malim-mulkum-yok,1050700
Atilla Yayla'nın önceki yazıları...
