ABD HEGEMONYASININ KRİZİ, VENEZUELA ÖRNEĞİ VE ULUSLARARASI HUKUKUN AŞAĞILANMASI
Trump Dönemi Politikaları, Küresel Düzenin Tahribi ve Hesap Verebilirlik Arayışı
Soğuk Savaş sonrası dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD), kendisini “uluslararası düzenin koruyucusu” olarak konumlandırmış; demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü söylemleriyle küresel müdahalelerini meşrulaştırmaya çalışmıştır. Ancak özellikle Donald Trump yönetimi döneminde bu söylem ile fiili politika arasındaki uçurum derinleşmiş; ABD’nin tek taraflı, zorlayıcı ve hukuku hiçe sayan uygulamaları küresel ölçekte ciddi bir meşruiyet krizine yol açmıştır. Venezuela’ya yönelik yaptırımlar ve rejim değişikliği girişimleri bu krizin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Trump yönetimi, Venezuela’da seçilmiş devlet başkanı Nicolás Maduro’yu gayrimeşru ilan ederek Juan Guaidó’yu “geçici başkan” olarak tanımış; bu tutum, Birleşmiş Milletler Şartı’nın devletlerin egemen eşitliği ve iç işlerine karışmama ilkelerinin açık ihlali anlamına gelmiştir. ABD’nin bu yaklaşımı yalnızca Venezuela devletini değil, uluslararası hukuk sisteminin tamamını aşağılamıştır.
Bu süreçte uygulanan kapsamlı ekonomik yaptırımlar, Venezuela halkını doğrudan hedef almış; sağlık, gıda ve enerji alanlarında ağır insani sonuçlar doğurmuştur. Birleşmiş Milletler özel raportörleri dahi bu yaptırımların toplu cezalandırma niteliği taşıdığına dikkat çekmiştir. Buna rağmen ABD yönetimi, yaptırımları “demokrasi” söylemiyle savunmaya devam etmiştir.
ABD’NİN TEK TARAFLI GÜÇ KULLANIMI VE ULUSLARARASI HUKUKUN İHLALİ
ABD’nin Venezuela’ya yönelik politikası, uluslararası hukukun temel taşlarından biri olan devletlerin egemen eşitliği ilkesine doğrudan aykırıdır. Bir devletin başka bir devletin yönetimini tanımama veya alternatif bir yönetimi meşru ilan etme yetkisi yoktur. Bu yetki, yalnızca halkın iradesi ve uluslararası hukuk çerçevesinde şekillenir.
Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4. maddesi, güç kullanma tehdidini dahi yasaklamaktadır. Trump yönetimi döneminde Venezuela’ya karşı açıkça askeri müdahale imaları yapılmış; “tüm seçenekler masada” söylemiyle hukuka aykırı baskı politikaları normalleştirilmiştir. Bu söylem, yalnızca Venezuela’yı değil, tüm dünyayı ilgilendiren tehlikeli bir emsal yaratmıştır.
Ayrıca ABD’nin tek taraflı yaptırımları, BM Güvenlik Konseyi onayı........
