menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bizim Suriye’de ne işimiz var?

64 26
09.01.2026

Diğer

09 Ocak 2026

Böyle zamanlarda yazı yazmak zor.
Ama susmak daha zor.
Yanı başımızda insanlar ölürken, savaş yeniden alevlenirken “bekleyelim, görelim neler olacak” demek artık bizler için bir seçenek değil.

Türkiye’de iktidara yakın medya günlerdir bir hikâye anlatıyor; Türkiye, Suriye’ye mecbur kaldığı için müdahale edecek, deniyor.
Hatta bu müdahalenin, oradaki halkı SDG’den korumak için yapılacağı mesajı veriliyor.
Bu anlatıyı güçlendirmek için de geçmişten, başka ülkelerden, başka çatışmalardan görüntüler servis ediliyor. Kamuoyuna “başka çare yoktu” algısı yerleştirilmek isteniyor.

Peki bunu neden yapıyorlar?
Çünkü aslında cevabını bildiğimiz ve hepimizin tek bir ağızdan sorması gereken “Bizim Suriye’de ne işimiz var” sorusunun önünü baştan almak için.
Oysa Suriye’de yıllardır süren savaşın ardından belli başlı dengeler oluştu.
Yapılmış anlaşmalar, verilmiş sözler vardı. Bunlardan biri de 10 Mart Mutabakatıydı. Buna göre SDG’nin 2025 sonuna kadar merkezi Suriye yönetimine kademeli ve pozisyon sahibi olarak entegre olması; hakların tanınması, ateşkes ve SDG’nin Suriye ordusuna katılımı öngörülüyordu.

Bu arada Türkiye ne diyordu?
SDG, PKK’nın uzantısıdır. Ve bizim için bu bir beka sorunudur.”

Oysa PKK kendisini lağvetti, silahları yaktı, Türkiye’den çekildi ve hepsinden önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tüm önemli unsurlarının da devrede olduğu bir “barış süreci” yürütmekte.
Bunun sonucu olarak, süreç kesintiye uğramazsa; Kürtlerin haklarının tanınması ve örgütten kimilerinin siyaset yapabilmesinin önündeki engellerin kaldırılması, yasal düzenlemelerle özellikle siyasilerin mağduriyetlerinin giderilmesi bekleniyor.

Türkiye bunların olabilmesinin tek koşulunu adeta Abdullah Öcalan’ın bir çağrısıyla Rojava’nın teslim edilmesiyle sonuçlanmasına bağlamış görünüyor, dersek çok da yanlış bir şey söylemiş olmayız.
Suriye’deki Kürtler kazanılmış haklarından vazgeçerse belki Türkiye’deki Kürtler hak kazanabilir; belki ancak o koşullarda her şey değişebilir.
“Belki” vurgusu burada yaşamsal önemde.

Bu sürecin Türk-Kürt barışı adına son şans olduğunu düşündüğümü sıklıkla vurguluyorum. İçte barış, dışta savaş olamayacağına göre; Türkiye’de kardeş olup Suriye’de düşman olamayacağımıza göre, farkında mıyız bilmiyorum ama sanki topyekûn bir savaşın içine çekiliyormuşuz gibi de görünüyor her şey.

Oysa Suriye savaşında IŞİD’le mücadelede sahadaki ana kara gücü SDG’ydi. Büyük bir savaşın içinden geçildi. ABD’nin SDG’ye desteğinin nedeni de kara kaşı kara gözü değil, savaştaki pozisyonuydu.
Olayları doğru okumak zorundayız. Yaşadığımız zaman diliminin tarihe........

© T24