menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Valiler ve silah ruhsatları

155 0
07.04.2026

Ülkede, “çakarlı koruma kararı” verilmesiyle eş değer, topluma karşı “güç statüsü”nü gösteren diğer bürokratik işlemin adı “can güvenliği sebebiyle taşıma silah ruhsatı” sahibi olmaktır.

Silah taşıma hakkı verilen kamu personelinin dışında kimlerin, hangi koşullarda “can güvenliği nedeniyle taşıma silah ruhsatı”na sahip olabileceklerinin şartları yürürlükteki mevzuata göre belli.

Mevcut 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler hakkındaki 1953 tarihli yasaya bağlı 2735 Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki yönetmelikle yıllardır silah taşıma veya bulundurma ruhsatları veriliyor.

Yasanın uygulama yöntemlerini düzenleyen yönetmeliğin, “can güvenliği nedeniyle silah taşıma ruhsatı verilmesi”nin şartlarını ortaya koyan 7. maddesindeki hüküm, İçişleri Bakanı’nın yetkisini şöyle açıklıyor:

“İçişleri Bakanı; yaptıkları iş, sosyal, ekonomik, kültürel ve mesleki faaliyetleri ya da bulundukları yer ve zaman itibarıyla can güvenliklerinin ciddi ve harici tehdit ve tehlikelere maruz kalacağı kuvvetle muhtemel olduğu anlaşılan Türk vatandaşları ile karşılıklılık esasına göre ülkemizde çalışma ve ikamet izni sahibi yabancı uyruklu şahıslara taşıma silah ruhsatı vermeye yetkilidir”

Aynı yönetmelik, bir başka konuyu daha düzenliyor: Ruhsat vermede yetki sahibi olan İçişleri Bakanı’nın, gerekli görmesi halinde söz konusu yetkisini yazılı şekilde Bakan Yardımcılarına veya il valilerine “tamamen veya kısmen” devredilmesini.

İşte bu yetki devriyle il valileri, görev yaptıkları kentlerde uzunca bir süredir “can güvenliği sebebiyle silah taşıma ruhsatı” işlemlerini yürütüyor.

Yetki devri yapılmadan önce, süreçte tek söz sahibi İçişleri Bakanı’ydı.

Ancak gerek İçişleri Bakanları’nın iş yoğunluğu, gerekse talep sahibinin artış göstermesi (!), onay makamı yetkisinin il valilerine dağıtılmasını zorunlu hâle getirdi.

Tabii ülke Türkiye olunca, zaman içinde il valilerinin “can güvenliğinden silah taşıma ruhsatı” vermesi uygulaması kaçınılmaz olarak şekil değiştirdi.

“Valiliklerden silah taşıma ruhsatı alanlardan kaçının gerçekten can güvenliği riski var?” Konuşulması ve tartışılması en başta gereken soru budur!

İkinci soru; “Silah taşıma ruhsatı verilmesi amacıyla il valilerine kimler veya hangi siyasiler, kimler için ve ne karşılığında ‘ricacı’ ve ‘torpil’ oluyor?”

Bu sorunun yanıtı da gerçekleştirilen işlemlerde “istismar” boyutunun olup olmadığını gün ışığına çıkartır.

Iğdır örneği ve Muğla ile ilgili iddialar

Özellikle son dönemde valilerin verdikleri silah taşıma ruhsatı onaylarıyla ilgili ciddi iddialar gündeme geldi maalesef.

İddialardan birisini geçen ocakta Büyüteç’te duyurdum.

Iğdır’da görev yaptığı sırada Vali Ercan Turan’ın onayladığı silah taşıma ruhsatı verilmesi işlemlerinde gariplikler tespit edildi.

Konuyu özetlemek gerekirse; Iğdır’da 2025’te gerçekleştirilen denetimlerde müfettişler, kentte “can güvenliği” gerekçesiyle istek sahiplerine dikkat çekici sayıda “vali” talimatıyla taşıma silah ruhsatları verildiğini belirledi. Süreçteki diğer skandal ise, başka kentlerde ikamet etmelerine rağmen Iğdır’a gelen kişilere taşıma silah ruhsatı verilmesi. Bu kişilerin başvurularında Iğdır’daki ikâmet adresleri vali konağı gösterildi!

Müfettişler, başvuru sahiplerinden bazılarının, can güvenliklerinin tehlikede olduğunu kanıtlayan evrakı vermediklerini ortaya çıkardı. Oysa, mevzuata göre, can güvenliği sebebiyle silah ruhsatı alınabilmesinin en temel belgesi “can güvenliğinin hangi nedenle tehlikede olduğunu belirten belge ya da belgelerin” dosyada bulunması!

Vali Turan, üç ay önceki valiler kararnamesinde Bakan Ali Yerlikaya tarafından merkeze çekildi.

Benzer iddia, halen görevdeki Muğla Valisi İdris Akbıyık hakkında gündeme geldi. Vali Bey hakkında savcılığa verilen bir şikâyet dilekçesinde, MHP İl Başkanı’nın referansı doğrultusunda “sabıkalı kişilere” silah taşıma ruhsatı verildiği iddia edildi.

Vali Akbıyık, iddialara yönelik, “elbette biz de silah ruhsatı veriyoruz. Bu konuda iddialar tamamen asılsızdır. Bizim gibi insanların, sabıkalılara ruhsat vermesi söz konusu olamaz. Bu konuda iddialar iftiradan ibarettir” açıklamasını yaptı. Ancak Vali Bey, “sabıkasız” kimlere silah ruhsatı verildiği konusuna girmedi açıklamasında!

Biraz geriye gidelim, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve ekibini anmadan olmaz!

Hatırlayacaksınız Büyüteç’te epeyce konu oldu. Soylu’nun “Cumhuriyet tarihinin en büyük kara para aklama soruşturması” olarak kamuoyuna duyurduğu Bataklık dosyasının lideri Çetin Gören’e, İstanbul’da ikamet etmesine rağmen Elazığ’dan silah taşıma ruhsatı verildi.

Hem de Hollanda’da işlediği suçtan Interpol’ün kırmızı bülteni ile aranırken! Silah ruhsatını veren dönemin Elazığ Valisi Çetin Oktay Kaldırım, Soylu tarafından Sakarya Valiliği’ne atanarak ödüllendirildi. Yerlikaya geldikten sonra merkeze çekildi!

Aynı süreçte dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “can güvenliğinden silah ruhsatı verilmesi” talimatını yerine getirmeyen büyük bir ilin valisi de yine bizzat Soylu tarafından görevden alındı.

Şimdilerde ise Doğu Anadolu’dan büyük bir kentin valisi ile İç Anadolu’da bir kentin valisi, “dikkat çekici şekilde silah taşıma ruhsatlarına onay verdikleri” gerekçesiyle deyim yerindeyse topun ağzındalar. İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan vali kararnamesinin yürürlüğe girmesiyle konu netleşecek.

Valilerin “can güvenliği sebebiyle silah taşıma ruhsatı” taleplerine onay veren valiler bu kadar değil elbette.

Bazı valilerin, siyasi ve bürokratik baskılar sonucunda verilen silah taşıma ruhsatları olduğu gibi tam tersi kimi valilerin makamını kullanıp “hediye” misali akıllarında silah ruhsatı almak gelmeyen kentin ileri gelenlerine silah ruhsatı teklif ettikleri biliniyor.

Mesela Ankara ve İstanbul’dan silah taşıma ruhsatı almak diğer kentlere göre epeyce zor. Her iki kentin valisi kolay onay vermiyor. Bu sebeple, İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar, silah ruhsatlarını çoğunlukla diğer kentlerden edinme yoluna gidiyorlar.

Sonuca gelelim, şu anda İçişleri Bakanlığı’nı yöneten Bakan Mustafa Çiftçi ile yardımcılarından Kübra Güran Yiğitbaşı ve Ali Çelik valilikten geldi. Mehmet Cangir ise kaymakam kökenli.

Söz konusu “dörtlü” illerde silah taşıma veya bulundurma ruhsatı verilmesi işlerinin nasıl ve hangi koşullarda yürütüldüğünü gayet iyi biliyorlar. Saha pratikleri var.

İstismara varan iddiaların merkezindeki “çakarlı koruma kararı” ve “silah taşıma ruhsatı verilmesi” işlemlerini mercek altına alsalar! Valiliklere müfettiş gönderip dosyaları inceletseler! Nasıl olur?

Tabii bu arada Çiftçi ve iki yardımcısı; görevleri sırasında acaba kimlere, hangi koşullarda silah taşıma ruhsatı verdiler?

Bu da ayrı konu.

TOGG’la ilgili “KVKK” şikâyeti

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ilginç bir şikâyet başvurusu yapıldı geçen ayın son günlerinde.

Şikâyetin konusu; son yıllarda pek çok yurttaşın başına gelen, kişisel verilerin korunamaması iddiası. Ya da kişisel verinin, sahibinin bilgisi dışında özellikle dolandırıcılık şebekelerine sızdırılması.

Benzer konuda hemen her gün değişik dolandırıcılık yöntemlerinin mağduru olarak binlerce kişi adliyelere koşuyor bu coğrafyada. Kişisel verilerin internette parayla satıldığı bir ülkede yaşıyoruz.

Ankara’nın Keçiören semtinde yaşayan S.Ş. adlı yurttaş, başına gelen ilginç olay sonrasında soluğu savcılıkta aldı.

Mağdur yurttaş S.Ş., savcılık başvurusundan birkaç gün önce TOGG marka bir araç almak amacıyla Ankara’nın Söğütözü semtindeki TOGG’un resmi satış merkezine gitmesiyle başına neler geldiğini savcıya verdiği ifadesinde anlattı.

Şikayetçi, Ankara’da TOGG’un resmi bayisine gidip araç hakkında bilgi aldığını ve cep telefonu bilgileri ile e-posta adresini bıraktığını söyledi. Adliyeye şikayetçi olduğu 27 Mart günü öğle saatlerinde cep telefonundan kendisine ulaşan bir kişinin Bursa TOGG fabrikasından aradığını ve kredi konusunda işlem yapacağını aktardığını anlatan S.Ş., “Bana, TEB kredi kartımın olup olmadığını sordu. Ben ‘var, ancak düşük limitli’ deyince Akbank veya QNB bankasına ait kredi kartımın olup olmadığını sordu. Ben de QNB bankasına ait kartımın olduğunu ve kartımda 900 bin lira limitin bulunduğunu söyledim” dedi.

Telefondaki kişiyle görüşmesi sırasında kredi kartı limitini 1,5 milyon liraya yükseldiğini aktaran mağdur S.Ş., “şüphelinin bana WhatsApp üzerinden göndermiş olduğu linke tıklayarak kredi kartı bilgileri girmemi, bu işlemi yapma nedenimizin kredi kartı limitin 1.5 milyon TL olup olmayacağını bu şekilde öğreneceğimizi söyledi” dedi.

Bir süre sonra telefonunun bilgisi dışında formatladığını fark ettiğini söyleyen S.Ş., “görünce durumdan şüphelendim. Mobil bankacılığımı kontrol ettiğimde kredi kartımdan bilgi ve rızam dışında 895 bin 610 lira kredi kartı harcaması yapıldığını fark ettim. Dolandırıldığımı anladım davacı şikayetçiyim” dedi.

Şikayetçi S.Ş.’nin bizzat Cumhuriyet savcısına verdiği ifadenin özeti böyle. Yanı sıra S.Ş.’nin avukatı Orhan Gür, TOGG’un yönetimi ve kredi kartı işlemlerini yöneten QNB’ye ihtarname çekti.

Avukat Gür, TOGG’un, S.Ş.’ye ait kişisel verilerin dolandırıcıların eline geçmesini sağlayıp KVKK’ya aykırı hareket ettiği iddiasında bulundu.

Bu noktada, avukata hak vermemek mümkün değil. Siyasi iktidarın büyük önem verdiği otomobilden edinmek isteyen yurttaşa ait kişisel veriler nasıl oluyor da dolandırıcıların eline kolayca ulaşıyor?

Mağdur S.Ş.’nin avukatı Gür, QNB’ye yönelik suçlamasında ise, “bankanın internetten çıkartılan kredi kartına aynı gün 900 bin lira limit verip, bu limitin birkaç saat içinde internetten muhtemelen başka IP adresi ile harcanmasına izin vermesi, harcamanın tüketicinin önceki harcama alışkanlıklar ile örtüşmemesine rağmen kendi parasını korumak için gösterdiği özeni tüketicinin parasını korumak için göstermemesi” iddiasında bulundu.

Ülkede hakikaten ilginç işler yoluyor.

 


© T24