menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapay zekânın kısa ve uzun vadede ekonomiye etkisi ne olacak?

7 0
12.04.2026

Yapay zekânın ekonomiye şu anki ve gelecekteki etkisine dair tartışmalar uzun süredir devam ediyor. Kimi gruplar devasa ve korkutucu bir etki öngörürken, kimi gruplar aksine mütevazı bir etki olacağını varsayıyor. Bu tartışmanın güncelliğine rağmen, literatür çalışma anlamında oldukça sınırlı. [Akademik araştırma yatırım tavsiyesidir.]

Geçtiğimiz ay, bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan biri yayımlandı. Forecasting Research Institute [Öngörü Araştırma Enstitüsü] ile Federal Reserve Bank of Chicago [Chicago Merkez Bankası], Yale İşletme Okulu ve Stanford Üniversitesi'nden ortak yazarların yürüttüğü bu çalışma; 69 ekonomist, 52 yapay zekâ endüstrisi ve politika uzmanı, 38 son derece isabetli tahminci (süper tahminci) ve halktan 401 kişinin görüşlerini, 2025 Ekim ile 2026 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen geniş çaplı bir izlemenin sonuçlarıyla sunuyor.

Bu çalışma ABD ekonomisini merkeze alsa da, diğer ülkeler açısından da önemli. Çünkü ABD, bugün yapay zekânın gelişimi ve etkileri konusunda dünyanın merkezi olarak öne çıkıyor. [Bu konuda Çin'i de göz ardı etmemek gerek.] Sadece bu da değil; ABD ekonomisinde yaşanan bir gelişme, iyi ya da kötü anlamda, dünya ekonomisine de domino etkisi yapma potansiyelini taşıyor. Dolayısıyla yapay zekânın ABD ekonomisinin geleceğine yönelik, varsayımsal da olsa veriye dayalı bir senaryoyu incelemek, diğer ülkeler için de kayda değer sonuçlar içeriyor.

Çalışmada yer alan paydaşlar ortak bir kanıya sahip. 2030’a kadar yapay zekâ teknolojileri, mevcut seviyesinden daha ileri bir noktaya taşınacak. Genel beklenti ise 2030’da,  yapay zekânın yarı otonom araştırma laboratuvarlarını yönetebildiği, bir insanın beş gününü alacak kodlama görevlerini tamamlayabildiği, yüksek kaliteli romanlar üretebildiği, karmaşık iş rollerini yönetebildiği ve evlerde dolaşabilen ve temel görevleri yerine getirebilen robotların var olduğu bir dünyanın gerçekleşmesi.

Peki bu ilerleme, ekonomik olarak anlamlı bir etkiye sahip olacak mı?

Ekonomistlerin bu soruya yanıtı; hayır. Aksine, ABD GSYİH'si, toplam faktör verimliliği ve işgücüne katılım dahil olmak üzere temel göstergelerin tarihsel trendlere yakın kalacağını öngörüyorlar. 2030 yılı için medyan büyümenin yüzde 2,5, 2050 için ise yüzde 2,5 ile yüzde 3 arasında olacağı tahmin ediliyor; 2025 yılında ABD'de GSYİH büyüme oranı yüzde 2,4 olarak gerçekleşmişti.

Grafik 1: Senaryolara bağlı olarak GSYİH ve iş gücüne katılım oranlarının değişimi (Karger vd. 2026)

Bu ılımlı ilerleme senaryosu altında 2050 yılı için hesaplanan işgücüne katılım oranının yüzde 58'e düştüğü görülüyor. 1980'lerden bu yana ABD'de işgücüne katılım oranının yüzde 60'ın altına inmediğini dikkate alırsak, 2050 için yapılan bu tahminin dikkat çekici olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Ancak burada kritik bir soru sormak lazım ki istatistikteki ünlü Simpson paradoksunun kurbanı olunmasın. Bu senaryoda yaşanacak düşüşün tek sebebi yapay zekâ mı olacak, yoksa giderek yaşlanan dünya nüfusu da buna katkıda bulunacak mı?

Yazının bu paragrafına kadar geldiyseniz eğer kafanızda şu sorunun şekillenmesi oldukça muhtemel. Madem yapay zekâda teknik bir ilerleme görülüyor, bahsedilen bu ılımlı senaryo bile oldukça dikkat çekiciyken, ekonomik etkisi neden sınırlı?

Bu sınırlı etkinin altındaki sebepler dört başlıkta açıklanıyor. İlk olarak, yapay zekâdan elde edilecek verimliliğin dengesiz ve gecikmeli yayılımı öne çıkıyor. İkinci olarak demografik gerileme ve jeopolitik istikrarsızlık. Üçüncüsü; enerji ve çip arzında yaşanan ve yaşanması muhtemel kısıtlamalar ile veri merkezi inşa sürelerinin GSYİH büyümesini frenleyeceği öngörülüyor. Dördüncüsü ise yapay zekâdan kaynaklanabilecek kuyruk riskleri, yani yapay zekâ kaynaklı varoluşsal riskler, toplumsal huzursuzluk, bir tür savaş senaryosu ve benzerleri.

Peki ya her ay en az bir kez tartışmalı demeç veren CEO'ların öngörüleri haklı çıkarsa ve bu anketin genel kanısının aksine 2030'a kadar hızlı bir ilerleme yaşanırsa ne olacak?

Biliyoruz ki tarih, uzmanların tutan öngörüleri kadar tutmayan öngörüleriyle de dolu.

alışma, hızlı ilerleme senaryosuna da yer veriyor. Hızlı ilerlemeden kasıt; yapay zekâ araçlarının tüm yazılım mühendislerinden daha iyi performans gösterdiği, ödüllü şarkılar ve romanlar ürettiği, son derece yetkin CEO'lar düzeyinde hareket ettiği; insanlardan daha hızlı ve güvenilir biçimde görevleri yerine getirmek için tüm evlerde kolayca gezinebilen ve otonom fabrikalardaki tüm görevleri üstlenebilen robotların bulunduğu oldukça ütopik bir dünya.

Böyle bir senaryonun gerçekleşme olasılığı yüzde 14 olarak hesaplanmış. Yani oldukça düşük bir şans. Fakat istatistikte yüzde 1 bile bazen büyük bir olasılık olabiliyor; dolayısıyla bu yüzde 14'ü yabana atmamak lazım. [Her ne kadar benim için bu olasılık yüzde 1'in altında olsa da.]

Hızlı ilerleme senaryosunda 2030 ve 2050 için ekonomik göstergeler hesaplandığında, daha fazla büyüme ve daha düşük işgücüne katılım oranları ortaya çıkıyor.

Tablonun orijinaline buradan erişebilirsiniz. (Karger vd. 2026)

2030 ve 2050 için sırasıyla yüzde 3,3 ve yüzde 3,5 büyüme öngörülürken, işgücüne katılım oranları yüzde 59,1 ve yüzde 55 olarak hesaplanmış; ABD'de işgücüne katılım oranının son 45 yıldır yüzde 60'ın altına inmediğini yukarıda söylemiştim.

Bu sayılar yüzdesel olarak küçük görünse de gerçekte oldukça büyük miktarları temsil ediyor. Örneğin 2050 yılındaki olası yüzde 3,5'lik büyümenin parasal karşılığı 54,7 trilyon dolar; bu, yüzde 2,5'lik senaryodaki büyüklüğün yaklaşık yüzde 25 fazlası demek.

Öte yandan işgücüne katılımın yüzde 55'e düşmesi, 10 milyon kişinin iş kaybı anlamına geliyor; bunun yaklaşık 5 milyonunun yapay zekâdan kaynaklanabileceği düşünülüyor. Ancak bu durumun yalnızca hızlı ilerleme senaryosu için geçerli olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Fakat burada asıl korkutucu olan başka bir nokta var. En zengin yüzde 10'luk kesimin elinde bulundurduğu servet oranı. Yapay zekânın hızlı geliştiği bir senaryoda bu kesimin 2030'da toplam servetin yüzde 75'ini, 2050'de ise yüzde 80'ini elinde tutması bekleniyor; 2025 yılında bu oran yüzde 71,2.

Yani düşük bir ihtimal olsa da yapay zekâ alanında hızlı ve aşırı bir ilerleme yaşanması durumunda, ABD nüfusunun yüzde 90'ı toplam servetin yalnızca yüzde 20'sine sahip olacak. Bu uçurumun getirebileceği olası sonuçları bugünkü tabloya bakarak tahmin etmek zor değil.

Peki bu tabloya karşı ne yapılabilir?

Çalışma bu soruyu da soruyor. Ve yanıtlar, gruptan gruba çarpıcı biçimde farklılaşıyor.

Ekonomistlerin yüzde 72'si işçi yeniden eğitim programlarını destekliyor. Evrensel temel gelire destek yüzde 37'de kalıyor, iş güvencesi garantisine ise yalnızca yüzde 14. Yani kalıcı bir çözümden ziyade kenardaki çatlakların tamir edilmesi isteniyor.

Öte yandan halk ise yukarıdaki üç seçeneğin üçünü de istiyor. Yani yeniden eğitimi de istiyor, evrensel temel geliri de, iş güvencesini de. Her ne kadar bu talep kulağa başta tutarsız gelse de ben bunu oldukça rasyonel bir tepki olarak değerlendiriyorum. Çünkü  bir belirsizlik içinde yaşayan biri, belirsizliğe karşı her önlemi almak ister.

Halkın düşünce ve istekleri ile ekonomistlerin fikirleri arasındaki bu ciddi uçurumun kendisi de bir veri aslında.

Bu belirsizliği körükleyen sebeplerin başında ise tekno oligarkların kaygı arttırmaya yönelik yaptıkları kehanetler geliyor. Sam Altman "tüm iş sınıfları yok olacak" diyor. Dario Amodei beş yılda yüzde 10-20 işsizlik öngörüyor. Fakat çalışmada, en uç senaryoda bile işsizlik oranının yüzde 6'da kaldığını söylüyor. [Bu da çok ciddi bir rakam elbette] Yani dramatik kehanetler, dramatik değil.

Ama kimse servet tablosunu konuşmuyor.

Hızlı ilerleme senaryosunda en zengin yüzde 10, 2050'de toplam servetin yüzde 80'ine sahip olacak. Ancak bu sonuç manşet olmuyor ya da bir CEO demeci kadar çekici değil. Oysa işini kaybetmemek ile işini koruyup yoksullaşmak arasındaki fark tam da burada gizli.

Çalışmanın asıl mesajı bu. İşler olmaya devam edecek. Ama o işlerin yarattığı değer, giderek daha az kişinin kasasına girecek. Toplumun dikkat etmesi gereken tehdit, robot işgali değil; büyümenin kimin için büyüdüğü sorusu.

Bu soruyu sormak, büyüme rakamlarını tartışmaktan çok daha zor. Ancak kim bu soruyu sormak istiyor? Bu da başka bir soru olarak kendini gösteriyor.

Referanslar

Karger, E., Kuusela, O., Abaluck, J., Bryan, K., Halperin, B., Jones, T., Murphy, C., Trammell, P., Reynolds, M., Mayland, D., Viswanathan, R., Mittal, A., Ceppas de Castro, R., Rosenberg, J., & Tetlock, P. E. (2026). Forecasting the economic effects of AI. Forecasting Research Institute. https://forecastingresearch.org/economic-effects-of-ai


© T24