Dış politikada her gün başka bir türkü çığrılmaz
DiğerEkonomiTüm HaberlerBasında BugünHava DurumuDövizGaleriKonularMizah DergileriBir Bakışta BugünKitap24
Dış politikada her gün başka bir türkü çığrılmaz
Fidan şunu bilmelidir: Tarihin o uzun filmi geriye sarılmaz. Türkiye tarihinin yüz yıllık bölümü bir film gibi kurguda öyle kolayca kesilip çıkarılamaz. Tarih yüz yıl önce aradaki parçanın kesildiği yerden, bir İngiliz zırhlısına binip vatanı terk edip giden Sultan Vahdettin’in bıraktığı yerden başlatılıp izletilemez
Son dönemde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yerli/yabancı mecralara her hafta birkaç kere uzun söyleşiler veriyor. Oysa dışişleri bakanlarının, görevlerinin doğası gereği ve olağanüstü durumlar dışında bu denli çok konuşma yapmaları uygun değildir.
Dışişleri bakanlarının gündemdeki konulara ilişkin kısa ve dengeli açıklamalar, soru-yanıtlarla Ankara’nın nerede durduğunu, durumu nasıl okuduğunu, önceliklerinin neler olduğunu belirleyen müdahalelerde bulunması normaldir.
Alışılmadık olan ve dış politika açısından yararlı olmayan, ön hazırlığının yapılmadığı anlaşılan bir şekilde dışişleri bakanının sürekli her konuda uzun uzadıya adeta serbest çağrışım yoluyla aklına geldiği gibi bilgi ve görüş açıklamasıdır.
Fidan, aklına geldiği gibi konuşmuyor; kişisel siyasal beklentileri doğrultusunda bilinçli bir plan dahilinde de hareket ediyor olabilir. Örneğin, dış politikanın ötesinde “ulusal güvenlik” başlığı altına düşen konulara ilişkin politikaların belirlenmesi noktasında bürokrasideki “rakiplerini” ekarte etmeyi amaçlıyor olabilir.
Ancak, geçtiğimiz günlerde “Tarafsız Bölge” adlı programda bir buçuk saatten fazla konuşan Dışişleri Bakanımız, en azından bu son demeci ile, oturduğu koltuğun gerektirdiği ciddiyeti dikkate almadığını düşündürdü. Ayrıca Fidan, Türkçe konuştuğunda içeriye, münhasıran iç kamuoyuna; İngilizce konuştuğunda ise burada bizlerin radarına girmeyecek biçimde yine münhasıran dış muhataplarına hitap ettiğini varsayıyor. Kısacası, tarafsız bölgede gezeyim derken, adeta mayınlı arazide dolaşıyor.
Nükleer silâh edinmeyi Türkiye açısından bir zorunluluk olarak gördüğünü ve üstelik güncel bağlamın bu aşamaya kısa erimde gelinmesi gerektiğini dayattığını pek de öyle üzeri kapalı olmadan dışa vurmaktan çekinmiyor. Böylece sağa, sola, geriye pek çok yöne oynaması mümkün bir oyun kurucunun ayağındaki topu rakibe teslim etmesi gibi acemilikler sergiliyor. Şayet böyle değilse, herhalde geleceğin siyasi beklentileriyle iç kamuoyuna verilmesi planlanan net bir mesaj var.
Fidan, İran'ı yorumlarken toplumsal dinamikleri yok sayıyor ve İran halkının canını dişine takarak karşı çıktığı “velayet-i fakih” düzenini olumluyor. Karşısında sorularını özgürce sorabilecek bir gazeteci olduğuna emin olsak ve o gazeteci "Erdoğan'ın yıllar boyunca Suriye'de insan hakları ihlalleri yüzünden Esad Rejimi'ni karşısına aldığını, şimdi İran için neden böyle bir politika izlenmediğini sorsa" ne cevap verecek, emin değiliz.
Üstelik konuyu değerlendirirken İngiltere’de tarihsel temelleri 1688........
