menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara'nın dış politika sermayesi Trump'ın küfesinde

27 1
25.01.2026

Diğer

25 Ocak 2026

ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Yeni yılın ilk ayı henüz bitmedi bile ama gündem alabildiğine hareketli.

Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu toplantısında Donald Trump’ın yaptığı konuşma ile lansmanını yaptığı Barış Kurulu projesi, eski dünya düzeninin mezar taşını dikmeyi hedefliyor. Kanada Başbakanı Mike Carney ise kendi konuşmasında Trump gibi liderlere karşı nasıl direnilebileceğinin, yeni ve adil bir dünya düzeninin neye benzeyebileceğinin ipuçlarını verdi.

Sahada ise, Suriye’de 12 yıllık iç savaşın 12 günde sona ermesine benzer şekilde, SDG’nin Fırat’ın doğusuna kuvvet kullanılarak geçiriliși de süratli oldu.

Esad’ın devrilmesi, IŞİD’in etkisinin azalması, İran’ın ve uzantısı Hizbullah’ın bölgeden büyük ölçüde çıkarılması, Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanması, PKK’nın Kandil’e geriletilmesi gibi kritik dönüm noktalarının ardından Şara’nın ABD arabuluculuğu ve Türkiye’nin gözetiminde İsrail’le uzlaşmaya varması, içinde bulunduğumuz bağlamın son yapıtaşı oldu.

Bağlam kadar ortam da önemli: Şara’nın başa geçmesi meşruiyet, para ve güç ibresini Şam merkezine yöneltmişti.

Silâhlı güç ve maddi kaynak el değiştirdiğinde sahadaki dengeler de hızla değişebiliyor. Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti'nin, Suriye ve Irak üzerindeki egemenliği 400. yılını tamamlamak üzereydi. Balkanlar'da henüz yaşamış olduğu hezimete rağmen Osmanlılar, hâlen Avrupa'nın ciddiye alınan güçlerinden birisiydi ve kimse Müslüman ağırlıklı Ortadoğu topraklarının 400 yılın sonunda yalnızca 4 yılda kaybedileceğini tahmin edemezdi.

Savaşın sonunda Osmanlılar İngilizlere yenilerek çok büyük bir varlıklarını, modern devlet deneyimi olmayan Arap kabile ve aşiretleri ile onlara arabuluculuk yapan küçük bir İngiliz askeri varlığına bırakmıştı. Fakat aynı bölge çok kısa süre sonra yeni sahiplerinin elinden kayıp gidecekti.

Bizde sanıldığının aksine Thomas Edward Lawrence Ortadoğu’ya biçim veren bir kişilik değildi. Birinci Dünya Savaşı bittiğinde ancak albaylığa terfi edebilmişti. Onun faaliyet gösterdiği bölgedeki petrol kaynaklarının zenginliğinin keşfedilmesine henüz birkaç yıl vardı ve İngiltere için savaş sonundaki en büyük öncelik taşıyan konu ne Suriye ne de Irak'tı. Birinci Dünya Savaşı'nı yazan ilk tarihçiler için Avrupa cephesi merkezdeyken, Doğu Cephesi “yan sahne”, Lawrence’in aktif olduğu Ortadoğu ise “yan sahnenin de yanı” durumundaydı.

Nitekim, Lawrence’ın Sykes-Picot (ve Sazonov) antlaşmasından........

© T24