Özgür Özel: Kılıçdaroğlu, Barrack ve Cumhur ittifakı diline dahil oldu, "Beni tanıyın" mesajı verdi, uykularım kaçtı
Cuma sabahın erken saatleri... Ankara’dayım. Butlan kararı sonrası nabız tutmak için görüşmelerim var. Elbette CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel ile de konuşmak istiyorum. Çok yoğun ve İzmir’e yakın bir arkadaşının annesinin cenazesine katılmaya gidecek. Özel’in şöyle bir özelliği var. İşleri ne kadar yoğun olursa olsun, dostlarını özellikle zor günlerinde yalnız bırakmıyor. Esenboğa Havalimanı'nda uçağa binmeden önce randevulaşıyoruz. Onunla buluşacağım saate kadar; CHP’li Silivri Belediyesi’ne operasyon yapılıyor, belediye başkanı dahil gözaltılar var. Butlan kararı ile CHP’ye atanan ekibin ‘ihraç kararı aldığı dokuz üyesinden ikisinin’, Ali Mahir Başarır ve Gökhan Günaydın, grup başkan vekillikleri düşürülüyor. İBB davasının soruşturma savcısı, Aziz İhsan Aktaş iddianamesini hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Aykut Çelik Ankara Başsavcısı oluyor. Her biri bir şekliyle CHP’nin seçilmiş yönetimini ilgilendiren konular. Ekim 2024’ten beri süren, 19 mart ve 21 Mayıs’ta boyut değiştiren, sonu gelmeyecekmiş gibi gözüken bir süreç. Özgür Özel ile sözlerinde önemli detaylar var.
- İçinde bulunduğunuz süreci sadece sabah saatlerinde yaşananlara da baktığınızda nasıl okuyorsunuz?
İçinde bulunduğumuz sürecin, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir iç meselesi olmadığı çok açık. Erdoğan'ın iktidarını sürdürmek hatta Erdoğan'ın kurduğu yeni rejimin devamını sağlamak için yapılmış bir büyük ve dinamik operasyonla karşı karşıyayız. Tek hedefi var, rejimin devamı. Bunun için de her türlü imkânı, hem yargı üzerindeki etkileriyle hem polis üzerindeki, jandarma üzerindeki etkileriyle, devletin çeşitli kurumlarının üzerindeki etkileriyle kullanıyorlar. Özellikle de basın yayın organları üzerinden büyük iftiralar, itibar suikastları haksız birtakım operasyonlar yapıyorar. Geçmiş dönemlerde işte FETÖ bir yere delil saklar gider onu bulurdu; şimdi burada olmayan delili birilerine kabul ettirme, itirafçılık, mala çökme, ondan sonra malını geri almak istiyorsan üç kuşak olan firmaya çökerken geri almak istiyorsan istediğim ifadeyi vereceksin, çocuğunu görmek istiyorsan istediğim ifadeyi vereceksin, gibi mafyanın bile yapmadığı veya mafya filmlerinde izlediğimizde bu kadar da olmaz diyeceğimiz her şey, her kötülük var karşımızda.
- Durulacak bir nokta gelecek mi sizce?
Hedef ne diye bakarsanız, Erdoğan'ın karşısında, rejimin karşısında tehdit olan ne varsa onu ortadan kaldırmak. Şu anda muhalefeti adaysızlaştırma, bunun geçen sene 19 Mart'ta ilk adımı atıldı. Kurumsuzlaştırma, butlan meselesiyle bir kurum elimizden alınıyor. Ve lidersizleştirme. O da işte şu anda bize yapılan, arkadaşlarımıza yapılan her şey, ondan sonra da bu devam edecek gibi görülüyor.
- Peki ne olacak, başta yargı yeni dalgalar mı bekliyorsunuz?
Bunun seçime kadar çeşitli fazlarda, evrelerde devam edeceği anlaşılıyor. Buna karşı iki üç şey lazım. Bir kere ne olursa olsun hukuki mücadeleyi sürdürmek lazım. Çünkü şunu önemli görüyorum. Bu kötülüğü planlayanlar ve uygulayanlar var. Bir de bu kötülüğün parçası olmak istemeyenler var. Tarih önünde bunun görünür olması için hiçbir hukuki mücadeleyi, itirazı, denemeyi boş bırakmamak lazım. Ondan sonra, hukuki mücadele sürecek. Buna bir siyasi mücadele vermek gerekiyor. Onu da sürdürüyoruz işte. Her şeye rağmen önce partimize tutunmaya çalışarak ama bir yandan da siyasete tutunmaya çalışarak devam ediyoruz. Üçüncüsü de resmen bir fiziki mücadele. Orada da hayata tutunmaya çalışıyoruz. Yani insanların etrafındaki herkesi alıp hapse atma. Şimdi mesela şunu düşünün. Cumhuriyet Halk Partisi'nin en bilinen, en popüler 20 milletvekili varsa bunun 9 tanesini dün ihraç ettiler. Şimdi bu ihraçları normal şartlarda MYK'dan yapamazsınız. Bunu herkes biliyor. Hatta bu konuda bir kez Kemal Bey bunu Süheyl Batum için denemiş, mahkemeden de geri döndü. Parti meclisinden yapmanız lazım ama MYK'dan yapıyor. Parti meclisinden yapamayacağı için. Neye güveniyor? Kendisine verilen yargısal güvencelere güveniyor. Ama bir yandan ne yapıyor? Cumhuriyet Halk Partisi'ni paralize ediyor. Felç etmeye çalışıyor. Düşünsenize, partisinin faydasını isteyen bir akıl olsa, o partinin en bilindik 20 milletvekilinden 9’unu partiden atar mı? En popüler, en çok takipçisi olan, en çok gündem belirleyen isimleri yargının önüne atar mı? Dün butlan sözcüsü şöyle bir açıklama yaptı. Bu arkadaşlarımız yakında yargılanacaklar, ümit ederiz aklanırlar ve geri dönerler. Yani şimdi burada yakında yargılanacaklar ne demek? Bu arkadaşların dokunulmazlığı kaldırılsın demek. Bir siyasi parti kendi evlatlarını, kendi yol arkadaşlarını, kendi milletvekillerini AK Parti yargısının önüne atar mı? Erdoğan dokunulmazlıkların kaldırılacağını taahhüt edip 2002 yılında iktidar olmuştu. Kendisine aylar sonra ‘bu yargıyla mı’ demişti? Ve o dönem bugünkü gibi siyasallaşmış ya da bugünkü gibi iktidarın amacına hizmet eden, birebir iktidarın emrinde bir yargı sistemi yoktu. Evet, bazı kararlarla hani kişileri hedef almak, partileri hedef almanın bir siyasi yönelimi vardı. Belli bir siyasi yönelimdeki insanlar bunları rejim açısından tehlikeli görüyorlardı. Ama işte çok çok parti kapatma davası ya da bir şeyden dolayı üç aylık bir hapis cezası… Ama böyle insanları çoluğuyla, çocuğuyla, varlığıyla, ailesiyle, malvarlıklarıyla hedef alacak kadar bir gözü dönmüşlük yoktu. Ama Erdoğan o zaman bu yargıyla mı dedi? Şimdi bizim arkadaşlar 23 yıl sonunda ve bu 23 yılın butlana kadarki kısmında AK Parti yargısını eleştiriyorlardı. Şimdi diyorlar ki gidin aklanın veya gidin yargılanın, bu yargıyla, Erdoğan yargısıyla.
- 'Rejimin devamlılığı için bunlar yapılıyor' dediniz ya. Mevcut rejimin devamı mı yoksa yeni bir rejim inşası mı var size göre?
Aslında ben buna AK Parti'nin kara düzeni diyorum. Bu karanlık rejimin, bu AK Parti'nin kurduğu bu kara düzenin devamı için diyorum.
- Bu tarif ettiğiniz düzen; ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, Suriye ve Irak temsilcisi Tom Barack’ın ‘ılımlı monarşi’ çıkışının bir şekli mi?
Memleket için bir üzüldüğüm kısmı söyleyeceğim bir de kahrolduğum kısmı. Üzüldüğüm kısım şu. Cumhuriyet'in kuruluşunun üzerinden 103 yıl geçmiş ve bu 103 yılın hikâyesi, antiemperyalist bir mücadeledir, işgale karşı verilmiş bir mücadeledir. Ve bu topraklarda antiemperyalist mücadele, hepimizin damarlarına işlemiş bir şeydir. Çünkü hepimizin dedesi antiemperyalist ve işgal karşıtı direniş kahramanıdır. Ben bu yüzden bu Cumhuriyet'in temellerinin çok sağlam olduğunu ve kolay kolay yıkılamayacağını düşünüyorum. 103 yıl, bu arada tabii hani 1970’lerdeki dinamik gençlik hareketinin antiemperyalist duruşunu da hatırlamak lazım. Bir yandan da yine son dönemlerde Amerika ve İsrail'in Orta Doğu'da yaptığı her şeye karşı hepimizin birden neler hissettiğini de bir hatırlamak lazım. Şimdi Cumhuriyet'in kuruluşunun üstünden 103 yıl geçmiş. Dünyanın en şanlı, işgale direnen antiemperyalist mücadelesini vermiş bu topraklarda, bir Amerikan büyükelçisi var. Aynı zamanda Suriye'den Irak'tan da sorumlu. Türkiye'yi kafalarında Orta Doğu'da kodlamışlar. Yani niyetleri aslında CENTCOM'un içinde değerlendirmek Türkiye'yi. Yani fiilen öyle yapıyorlar. Ve o Türkiye'de bir diplomasi forumunda oturup, ‘ya buralarda demokrasi olmuyor, biz demokrasileri yapmaya çalıştık olmadı, işte merhametli monarşiler işliyor burada, o yüzden de güçlü liderlere ve tek adamlara ihtiyaç var’ diyor. Zaten şimdi dayattıkları rejim, ülkeleri gidip işgal etmek yerine o ülkelerde yönetimi değiştirmek ve kimin yöneteceğine karar vermek. Bunu Güney Amerika'da da yaptırıyorlar,........
