menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Her şey anlaşıldı, nasıl yaşanacağını anlamak dışında"

37 0
21.06.2026

Paris'te, Rue Bonaparte 42 adresinde, duvarlarında savaştan kalma kurşun izlerinin durduğu binanın dördüncü katında, pipo tütünü kokusu ve dumanıyla dolu bir odada, ufak tefek, gözlüklü bir adam, yıpranmış defterindeki notlarına bakarak "İnsan, özgür olmaya mâhkum olduğundan dünyanın tüm ağırlığını omuzlarında taşır; insan dünyadan ve varolma tarzı olarak kendisinden sorumludur" diye yazıyordu. Tam da o günlerde, Nazi Almanyası Sovyetler'in büyük direnişi karşısında yenilgiye uğramıştı. Ancak bu sonuca varmak için milyonlarca insan hayatını kaybetmişti. Bir o kadar da kimsesiz, evsiz-barksız, sakat ya da ruhu yaralanmış, umudunu yitirmiş insan kalmıştı geriye. Bu büyük yıkım toplumsal bağlılıkları, aidiyetleri de derinden sarsan bir sonuç ortaya çıkarırken, "Bulantı" ve "Duvar" adlı yapıtlarıyla tanınan adam, "Varlık ve Hiçlik" adını vereceği kitabının sayfalarını dolduruyordu. Belleğinde Alman Nazi ordusuna tutsak düştüğü günler, orada yaşadıkları vardı. Tutsaklıktan kurtulduktan sonra bir grup aydınla kurduğu gizli direniş örgütü aracılığıyla faşizme karşı mücadele etmişti. Elinde hiçbir zaman silahın soğukluğu olmamıştı ama gizli bildirilerin, yazıların alevi avuçlarından hayat boyu silinmeyecekti. O parmaklar daktilonun tuşlarına basıyordu şimdi: "Her şey anlaşıldı, nasıl yaşanacağını anlamak dışında."

Jean Paul Sartre'dı bu... Nietzsche, Heidegger gibi düşünürlerin temellendirdiği Varoluşçuluk felsefesini geliştiren ve yazınsal yapıtlarında işleyen, yazdıklarıyla, siyasal tercihleriyle, yaşam biçimiyle geniş kitleleri etkileyen Sartre'ın 121. doğum günü bugün.   

Geçen hafta, Simone de Beauvoir'ın "Herkes yalnızca kendinin tanığı olabilir" sözünü anarken zihnimin bir kıyısında Jean Paul Sartre duruyordu. "Kendi kendimize doğru koşan fakat kendi kendisiyle buluşamayan varlıklarız" diyen Sartre. Benim kuşağım, ilkgençliğin alacakaranlığında gerçeği ararken onun yapıtlarına pürdikkat kesilmişti. Ancak onun yaşadığıyla içdünyasında yazılan hikâyesi arasındaki fay hatlarını, ruhunu kemiren duygularını o zaman bilmiyorduk! Camus ile kavgalarının sebebinin de o duygular olduğunu bilemezdik elbette.  

Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir'ın hayat arkadaşı; özgürlüğün sınırlarını birlikte genişlettiği sevgilisidir. Ömürlerinin sonuna kadar süren birliktelikleri, bilinen hayatlarıyla bilinmeyen hikâyelerinin olağanüstü bir örneğidir. Aralarında derin bir bağ, sarsılmaz bir duygu birlikteliği vardır. Bu sadece aşk değildir, aşkın ve arzunun yanında derin bir dostlukla sarıp sarmalanmış bir sevgidir. Hiç evlenmediler, aynı evi paylaşmadılar ama her gün görüştüler, hayata birlikte tutundular, edebiyatın, felsefenin ve politikanın ateşli patikalarını el ele........

© T24