menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çevreciler, bir bakalım çevremize: “Ağacın güzelliği yaşayan canlı olmasıdır”

27 0
latest

Çevremiz yaşam biçimimizi belirler, yaşam biçimimiz de çevremizi. Böyle bakıldığında ‘coğrafya kaderdir’ sözü, durduk yere söylenmiş değildir elbette. Kavram olarak ‘çevre’ sözcüğü, Türkçemizde anlam çeşitliliği de içerir. Aynı ortamı paylaştığımız kişilere ‘çevremizi temiz tutalım’ dediğimizde kastettiğimiz çevre, havasını uyardıklarımızla birlikte soluduğumuz ortak yaşam alanıdır. Herhangi birisi için ‘kısa zamanda geniş bir çevre edindi’ dediğimizde o kişinin kalabalık bir kitleyle yakın ilişkileri olduğunu, ‘çevresi kuvvetli’ dediğimizde ise onun toplumsal yaşamdaki söz sahibi olma gücünü anlatırız. Bir kişinin kültürel bakımdan donanımlı olduğunu vurgulamak isteyince ‘iyi bir çevrede yetişti’ deriz. İçinde yaşadığımız ve havasını birlikte soluduğumuz mekân olan çevre, sözcüğün temel anlamı olmanın ötesinde yaşamın özüdür de. Oluşum sırasında ‘çevre’ sözcüğündeki ünlü düşmesi, dilbilgisi konusu olduğundan sınırlı bir kesimi ilgilendirir. Buna karşılık türlü aymazlıklarla itibardan düşmüş çevre ise hepimizin gündemindedir, öyle olmalıdır.

Evden dışarı bakınca ilkin neler gördüğümüzün karşılığı, doğduğumuz çevreyle bağlantılıdır. Şehirde doğmuş isek apartmanlar, kırsal bölgenin çocukları isek ağaçlar, ilk karşılaştıklarımız olmalıdır. Dünyanın değişmesiyle insanın yerleşme/yaşam mekânları da farklılaşıyor. Dolayısıyla şehir, eski ‘şehir’ olmadığı gibi kırsal kesimi temsilen ‘köy’ de her geçen gün değişen yaşam merkezidir artık. Yeşilçam filmlerinde sevgililerin etrafında dolandıkları ağaçların yerlerinde şimdi gökdelenler yükselmiş ya da alış veriş merkezleri kurulmuştur. Bunun karşısında bırakınız köyleri, daha taşra saydığımız ‘yayla’ coğrafyaları bile beton binalarla kuşatılmıştır. Bedeli, ağaçlar ödemiştir elbette. Söz yerindeyse şehirden adeta kaçarak ‘nefes almak’ umuduyla geldiğimiz köy, kaçıp geldiğimiz şehrin karmaşasıyla karşılıyor bizi. Dünyayı sırtında taşımakla cezalandırılan Atlas’ın, “ağacın güzelliği yaşayan canlı olmasıdır” (Jeanette Winterson, Atlas’ın Yükü, 2007; çev. Dilek Şendil) sözünü yazımın başlığına eklemekle sözümün edebiyata varacağını belirlemiş oldum ben de.

İnsan yaşamının başlangıç ve bitiş zamanlarının sembolü ‘beşik’ ile ‘tabut’ için ana kaynak ağaç, edebiyattan önce de vardı kuşkusuz. Âdem ile Havva hikâyesi yasak meyvenin koparıldığı ağaç söylenmeden anlatılamaz. Omuzundaki dünya yükünü Herakles’e bırakan Atlas, altın elmalar için korunaklı ağaca gider. Türklerin destanlarında ‘anne’ ağaç, bir kültür sembolü olarak önemlidir. Oğuz Kağan, kutsal bir ağacın içine düşen ışıktan oluşan kadını almıştır.  Osmanlının ağacı ‘çınar’ iken Cumhuriyet rejiminde ‘akasya’ öne çıkmıştır.

Her birimizin, “yaşayan canlı” olan ağacın güzelliğini görebileceği, içinde çevremiz de olan ‘doğa’ için Novalis'in (1772-1801) Sais Çırakları (2015; çev. M. Barış Albayrak) romanını kendi adıma bir manifesto sayıyorum. “Aynı dili konuşan doğabilimciler ve şairler, her zaman tek bir topluluk gibidir.” diyen Alman romantizminin kurucu filozofu yazarın romanında “doğa” başlıklı ikinci bölüm, insan eliyle henüz kirletilmemiş doğaya övgüdür. Andığım kitabın, “Gül ile Sümbül” masalında, okuduğu kitaba dalarak çevresindekileri unutan Sümbül’ün elindeki kitabı alıp ateşe atarak onun yeniden doğaya dönmesini isteyen kadın, bu bilinçli eylemiyle kendinden sonrakilere önemli bir mesaj iletmiştir.

Hikmet Birand’ın ilk kez 1968’de yayımlanan Alıç Ağacı ile Sohbetler (2008) kitabının bazı bölümlerini bu yazım için yeniden okudum. Adında; çevre, tarım, orman benzeri sözcük barındıran kurum çalışanlarıyla ilgili akademisyenlerin ve yerel yönetim birimlerinin el kitabı olmasını istediğim kitapta güzelliğini “yaşayan canlı” olarak göreceğimiz ağacın, ‘hoca’ Birand’a yakınmasına bakınız: “Siz (insanlar) toprağı, evet her şeyin temeli olan toprağı ya bilgisizliğinizden, ya da kazanç hırsınızdan çok hırpaladınız, harap ettiniz. Onun değerini daha yeni yeni anlar oldunuz, son yüzyılın sonlarına doğru ancak. Hâlâ toprağın kadrini kıymetini bilmeyenler, toprağa hor bakanlar da var içinizde…” Güneşin ışınlarıyla büyüyen ‘canlı’ ağacın kökleriyle toprağa bağlı olduğunu da gözden kaçırmayalım.

Toprağının dili olmuş ‘Alıç Ağacı’nın yakındığı aymazlığın tarihi bizi nerelere götürür bilemem ancak Paskalya Adası, sitemkâr Alıç’ın hemcinslerine yönelik........

© T24