menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz, Çanakkale ve Tayvan arasında: Niall Ferguson’un İran savaşı yazısı bize ne söylüyor?

33 0
03.04.2026

Niall Ferguson’un 16 Mart 2026 tarihli yazısı[1], İran savaşını yalnızca Orta Doğu’daki bir askerî çatışma olarak değil, küresel ekonominin boğazlar, enerji akışları ve büyük güç rekabeti üzerinden yeniden şekillenebileceği bir kırılma anı olarak okuyor. Yazının esas değeri, savaşın gerçek etkisinin cephede değil; Hürmüz’de, sigorta piyasalarında, petrol fiyatlarında, müttefikler arasındaki gerilimlerde ve Çin-Rusya hesabında ortaya çıktığını göstermesinde yatıyor. Ama tam da bu yüzden, metin hem çok ufuk açıcı hem de yer yer fazla alarmist bir stratejik deneme olarak okunmalı.

Bir savaşın coğrafyası değil, dolaşım sistemi

Ferguson’un metni, İran savaşının özünü “Kim kimi vurdu?” sorusunda değil, “Hangi akışlar kesildi, hangi boğazlar tehdit altına girdi, hangi piyasa paniğe kapıldı?” sorusunda arıyor. Bu bakımdan yazının merkezinde Hürmüz Boğazı var. Çünkü Hürmüz, yalnızca İran’ın kıyısındaki dar bir deniz geçidi değil; küresel enerji düzeninin damarlarından biri. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 2025’te bu boğazdan günde ortalama yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçti; bu da dünya deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Aynı güzergâh, küresel LNG ticaretinin de yaklaşık yüzde 19-20’sini taşıyor. Üstelik bu akışın büyük bölümü Asya’ya gidiyor.

Bu nedenle Ferguson’un temel sezgisi doğru: Hürmüz’deki bir aksama, klasik anlamda yalnızca “enerji fiyatı haberi” değildir; aynı zamanda Avrupa’nın enflasyonu, Asya’nın büyümesi, Amerika’nın iç siyaseti ve Rusya’nın bütçesi üzerinde zincirleme sonuçlar doğurabilecek bir sistem şokudur. Reuters’in 16 Mart tarihli analizine göre boğazın kapanmasıyla dünya petrol arzının en az yüzde 15’i fiilen Körfez içinde sıkışmış durumda kaldı; Brent petrol 100 doların üzerine çıktı ve Washington, piyasayı sakinleştirmek için elindeki araçları hızla tüketmeye başladı.

Ferguson’un asıl kuvvetli yanı: İkinci ve üçüncü dereceden sonuçlar

Yazının en güçlü tarafı, savaşın istemeden büyüyen etkilerine dikkat çekmesi. Ferguson burada 1914-1915 Dardanelles/Çanakkale analojisini kullanıyor. İngiltere, Osmanlı’nın Boğazları kapatmasının ve savaş ekonomisinin yarattığı tahıl-finans şokunu yönetmek için askerî bir çözüm ararken, giderek daha büyük bir stratejik batağa sürüklendi. Ferguson’un demek istediği şu: devletler çoğu zaman askerî meseleleri ekonomik araçlarla, ekonomik meseleleri de askerî araçlarla çözmeye kalkıştıklarında asıl hata zinciri başlıyor.

Bugün de benzer bir risk var. Hürmüz’ü zorla açma düşüncesi ilk bakışta teknik bir güvenlik operasyonu gibi görünse de gerçekte çok daha geniş sonuçlar doğurabilir. Reuters’in aynı analizine göre alternatif boru hattı ve liman kapasitesi sınırlı; Suudi Arabistan ve BAE yön değiştirebilse bile kaybın tümünü telafi etmeleri mümkün değil. Uluslararası Enerji Ajansı da Hürmüz’ü bypass edecek toplam ek kapasitenin kabaca 3,5 ila 5,5 milyon varil/gün civarında olduğunu, yani normal akışın ancak bir kısmını ikame edebileceğini belirtiyor. Bu da boğazın “Yerine başka yol bulunur” denilerek önemsizleştirilemeyeceğini gösteriyor.

Ferguson’un metninde dikkat çekici olan, karar alma süreçlerine dair altı ders sıralaması değil; onun gerisindeki daha genel tarih dersi: büyük güçler çoğu zaman rakiplerini değil, karmaşıklığı yanlış okurlar. Hürmüz örneğinde karmaşıklık; enerji fiyatı, gemi sigortası, donanma refakati, müttefik koordinasyonu, iç kamuoyu ve rakip güçlerin fırsat kollaması gibi çok sayıda katmanın aynı anda işlemesinden doğuyor. AB liderlerinin 19 Mart’ta Hürmüz’ün yeniden açılmasını istemesi ama aynı anda savaşa askerî olarak sürüklenmek istememesi, bu karmaşıklığın güncel bir örneği. Avrupa, enerji şokundan korkuyor; fakat Washington’ın askeri yükünü paylaşmaya da istekli görünmüyor.

Analojinin sınırları: 1915 bugünü ne kadar açıklar?

Yine de Ferguson’un yazısı tam burada fazla iddialı hale geliyor. Çanakkale analojisi parlak, ama birebir değil. 1915 Birleşik Krallık için Boğazlar meselesi doğrudan gıda ve........

© T24