Akreditasyon talepleri gerekçesiz olarak reddedilen gazeteciler NATO’yu mahkemeye vermeliler
NATO’nun kuruluş amacında demokrasiyi, hukuk devletini ve özgürlükleri savunmak yer alır
T24, NATO Ankara Zirvesi için akreditasyon talepleri gerekçesiz olarak reddedilen gazetecilerle ilgili olarak, NATO’nun kendi kuruluş ilkelerini ihlal ettiğini vurgulayan isabetli bir haber-yorum yayınlamış.
NATO, Ankara zirvesinde gazetecilere yasak skandalıyla kuruluş anlaşmasını da çiğnedi!
Gerçekten, T24 yorumunda vurgulandığı üzere, Sovyet tehdidine karşı 77 yıl önce kurulan NATO’nun amacı Batı demokrasilerini, bu ülkelerde var olan bireysel özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve Batı’nın ortak uygarlık ve kültürel mirasını (düşünce ve ifade özgürlüklerini, mülkiyet haklarını ve liberal ekonomik sistemleri) korumaktır.
NATO eğitimi almış, NATO karargahında görev yapmış, 2004 yılındaki NATO İstanbul Zirvesi’ne proje koordinatörü olarak hasbelkader emeği geçmiş bir diplomat olarak NATO’nun bu özelliğine hep özel bir değer atfetmişimdir. NATO’ya, bir zamanlar öğrenciliğimde yaptığım gibi, ideolojik gözlüklerle bakmamaya çalıştım. Onu her daim ABD’den ayırmaya gayret ettim. NATO’nun geçmişte arkasında ABD’nin olduğu bazı önemli hataları olmasına rağmen, Batı’daki liberal demokratik sistemlerin savunulmasında başat bir rol oynadığına inanırım.
Bugüne kadarki deneyimlerim NATO konusunda yukarda özetlemeye çalıştığım anlayışımı pekiştirdi. Soğuk savaşın sona ermekte olduğu dönemde Roma’da NATO Savunma Koleji’nde öğrenciydim. Ardından Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, Varşova Paktı’nın ve Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, Almanyaların birleştiği yıllarda NATO karargahında görevliydim. O zorlu dönemde dünyayı ateşe atan kanlı bir krize meydan verilmediyse, yumuşak geçiş yapılabildiyse, bunda NATO’nun büyük katkısı olmuştur.
O günlerde başta Rusya olmak üzere, eski Varşova Paktı ülkeleri temsilcileri NATO toplantılarına sık sık davet edilirler, görüşleri alınırdı. Rusya dışındakilerin hepsi sonradan NATO üyesi oldular.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının akabinde mevcut konvansiyonel silahlarla ilgili imzalanan AKKA anlaşmasının başarısında da bu çabalar yatar.
Balkan krizleri
Sovyet/Varşova Paktı coğrafyalarında korkulan kriz çok sonraları Ukrayna’da çıktı. Etkilerini hala çekiyoruz. Ama o dönemdeki esas kanlı kriz hiç beklenmedik bir yerde patlak verdi: bir zamanlar barış ve uyumun hakim olduğunu inandığımız eski Yugoslavya’da.
Yugoslavya krizinin tetikçisi elbette üzeri bastırılmış etnik iç dinamiklerdir. Ama dışarıdan somut bir suçlu aranacak olursa, Almanya’nın ve onun o dönemdeki Dışişleri Bakanı Hans Dietrich Genscher’in adları kolayca verilebilir. Genscher Slovenya ve Hırvatistan’a AB cenahından göz kırparak ülke içindeki taşların yerinden oynamasına sebep oldu. 1992-5 yılları arasında yüzbinlerce sivilin acımasızca öldürülmesine, soykırıma uğramasına yol açan kanlı savaşlar gerçekleşti. Önce Slovenya, Hırvatistan ve........
