Deniz Göktaş’ın eşiği ve eğip bükme çağı
İlk birkaç saat neyi, nasıl konumlandıracakları konusunda kafaları karışıktı. O espriye taksalar olmuyor, bir başkasına dokunsalar yine olmuyor.
Öyle ya “dediğin gibi olsa hiç bunları söyleyebilir miydin?” kalıbı, temel önermelerinin başında geliyor. Fakat diğer taraftan dokunulmaz işaret edilenlere dokunulması, alan ihlali, kırmızı çizgi ihlali de söz konusu… Öyle durmak olmaz!
Aranıp taranıp, “kutsala laf söylendi” kısmı öne çıkartılıyor. Ve sonra gerçekten arzulanan tartışma başlıyor.
Birileri, amasız fakatsız kutsalı savunuyor ki savunabilir, ifade özgürlüğünün böyle bir durumda umurunda olmadığını söylüyor, ki bunu da söyleyebilir, hepsi ifade özgürlüğünün temellerindendir.
Örnekler veriliyor: “Aleviler için espri yapıldığında ne yapıyordunuz?”, “Atatürk’e böyle söylenebilir mi?” ki bu örneklere de gerek yok. Aksi de savunulabilir… Ve birileri de Deniz Göktaş’ın sözlerinin tam da ifade özgürlüğü alanında kaldığını söyleyebilir. Bu kadar temel düzeyde anlatmak can sıkıcı ancak hakikatin konuşulmadığı bir ülke burası. Gerçeğin büküldüğü, içsel ahlakın unutulduğu…
Kutsal başlığı, hassas bir konu gerçekten… Aynı duyarlılık başkalarının kutsalları için de geçerli olsa üzerinde durulması, düşünülmesi gereken bir başlık bu. Ama öyle olmuyor. Bunun arkasına kendi kutsalının en kutsal olduğu düşüncesi geldiğinde tartışmanın lüzumu da ortadan kalkıyor bir anda. Ezberin olduğu yerde halkın kolayca ve kendiliğinden tahrik olmayacağı, kutsalın böyle zarar görmeyeceği, devletin böyle yıkılmayacağı, endişeye mahal olmadığı sözleri de anlamını yitiriyor.
O zaman hakikatten konuşalım. Öyle ya bu ülkede olduğu gibi zamanla eğilip bükülebilir ancak hakikat tek ve orada duruyor.
Deniz Göktaş’ın gösterisinde din üzerine tek bir cümle olmasaydı bile ters kelepçeyle emniyetin kapısından sokulmasıyla altı çizilen sonuç değişmeyecekti. Zira rejimin karakteri, dokunulmaz kılınmak istenen alanlara dokunulmasını hazmedemez. Doğası gereği hazmetmez. Aksi takdirde bir eşik aşılmış olur, o eşikten geçen çok olur ve bugüne kadar bedeller ödenerek örülen duvar ortadan kalkar. Mesele gerekçelendirmek bile değil. Hiçbir gerekçe bulunmasa da bunların olabildiğini, ters kelepçenin, düz kelepçenin, cezaevinin, geceyarısı baskınlarının, sabah baskınlarının söz konusu olabildiğini biliyoruz.
* * *
Deniz Göktaş, önce “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “dini........
