İran Savaşı’nın denizaltı kablolarına etkisi ne olur?
2 gün evvel İranlı hackerların FBI direktörü Kash Patel'in şahsi e-mailini ele geçirip, bazı fotoğraf ve dosyalar yayınlaması, bölgede fiziksel savaş kadar siber savaşın da varlığını gösteriyor. Bunları hacklemek, ddos saldırıları yapmakla sınırlı sanmayın. Siber saldırıların tüm dünyayı sarsacak düzeyde en önemlilerinden birisi, dünya trafiğinin yüzde 95'ini taşıyan denizaltı kablolarının kesintisine neden olmak olabilir.
Biz bugünlerde Hürmüz Boğazının yarattığı fiziksel petrol sıkıntısından bahsediyoruz ama benzer bir sorun internet konusunda yani siber dünyada olabilir ve bu fiziksel dünyayı (mesela ekonomiyi) fena halde edileyebilir. Çünkü bu bölgeden geçen bolca denizaltı kabloları, bölgesel değil, Uzakdoğu, Ortadoğu, Avrupa arasında adeta köprü durumunda.
Batılı uzmanlar denizaltı kablolarının, tehdit modelinde yer aldığını, ancak şimdilik savaşın her 2 tarafının da kabloları bilinçli bir şekilde hedef almaktan kaçındıklarını söylüyor. Çünkü bu bölgedeki denizaltı kabloları çok küresel ve bu nedenle çok kritik. Dolayısıyla hedef alındıklarında aksayacak şey tüm dünyanın ekonomisini çöktürecek kadar büyük. Ancak “şimdilik” dedik. Çünkü savaş genişlerken, işin içine Hutiler ve Suudiler girerken, saldırı riskinin artacağı biliniyor (bu nedenle şirketlerin bu düzeyde internet kesintisi için alacağı önlemleri de yayınlayacağız).
Not edelim son önemli kablo kesintilerinden birisini mart 2025'de Baltık ülkeleri yaşadı ve Ukrayna savaşı nedeniyle Rusların ya da vekaleten Çin'in yapmış olabileceği iddiaları havada uçuştu. Eylül 2025'de ise Microsoft Azure önemli bir sıkıntı yaşadığında, Kızıldeniz'den geçen kabloda kesinti olduğu bildirilmişti.
“Denizaltı Kablo Şebekesi” nedir ve neden önemlidir?
İnternet, kıtalararası verilerin yüzde 95'inden fazlasını taşıyan ~500'den fazla denizaltı fiber kablo üzerinden çalışıyor. Yani, kesinti durumunda ülke içinde olmasa da, ülkeler arasındaki bağlantıların sağlanmasında sorun çıkar. Hele Türkiye gibi Google, Facebook vsvs platformları yurtdışından kullanan ülkelerin çok sıkıntı yaşayacağı da gün gibi ortada.
Hatırlatalım, daha geçen 2025 eylül ayında, Türk Telekom kullanıcılarının Google-YouTube kullanımında bir süre sorun çıktı. Tam nedeni açıklanmadı ama Google servislerini muhtemelen Romanya ya da Bulgaristan'daki veri merkezleri üzerinden kullandığımız için oradaki bir arıza bizi de etkilediydi.
Denizaltı kabloları tüm küresel internet trafiğini ve bulut trafiğini (AWS, Azure, Google) taşırlar. Dolayısıyla finansal işlemler, ticari işlemler, eğitim, sağlık ve her türlü verileri ve iletişimi sağlarlar. Stratejik açıdan, bu kablolar petrol boru hatları ve deniz yollarının dijital karşılığıdır. Bugün dünya ile haberleşmenin temelindeki yapılardan birisi bu denizaltı kablolarıdır.
Denizaltı kabloları tüm küresel internet trafiğini ve bulut trafiğini (AWS, Azure, Google) taşırlar. Dolayısıyla finansal işlemler, ticari işlemler, eğitim, sağlık ve her türlü verileri ve iletişimi sağlarlar. Stratejik açıdan, bu kablolar petrol boru hatları ve deniz yollarının dijital karşılığıdır. Bugün dünya ile haberleşmenin temelindeki yapılardan birisi bu denizaltı kablolarıdır.
Denizaltı kabloları "ABD-İsrail-İran Savaşı" bağlamında potansiyel hedef midir?
İnternet dediğimizde, olmazsa olmazlar, veri merkezleri (ki asıl işlemler burada olur), fiber omurga ve trafik değişim noktaları (yönlendirme), denizaltı kabloları (küresel bağlantı) ve uydulardır (yedek katman). Gördüğünüz gibi, denizaltı kabloları internetin temel bileşenlerinden birisidir.
Bu nedenle teoride tüm büyük orduların, kablo iniş istasyonlarını, boğaz noktalarını (Bab el-Mandeb, Süveyş, Doğu Akdeniz) ve onarım kapasitesini hesaba aldığı biliniyor. Ancak denizaltı kablolarına saldırıların nadir olduğu da kaydediliyor. Çünkü kablonun kesilmesi sadece düşman ülkeyi değil yanısıra tarafsız ülkeleri, küresel pazarları ve bazen müttefikleri etkiler. Dolayısıyla hasarı kontrol edilebilir bir saldırı değildir.
Kablo saldırıları açısından şu anda en riskli bölgeler, Kızıldeniz (Bab el-Mandeb), Süveyş Kanalı koridoru ve Doğu Akdeniz olabilir. Hürmüz Boğazından bahsetmiyoruz çünkü coğrafi açısından sınırlı bir bölge ve oradaki kablolar daha çok ABD-İsrail müttefiki olan ülkeleri etkiliyor (gerçi İsrail zamanında bunu düşünmüş olmalı ki, Abraham anlaşmaları içinde, körfezi doğrudan İsrail'e bağlayacak karasal hat için anlaşma yapılmıştı.)
Şimdi koordineli bir kablo saldırısı yapılrısa, büyük siber - kinetik tırmanma (stratejik seviyeye yakın) anlamına gelir. Gerçi bugünlerde İran savaşıyla bağlantılı olarak teyit edilmiş büyük ölçekli, kasıtlı kablo saldırısı henüz görülmedi.
Ancak, endişe verici işaretlerden bahsediliyor. Kablo güzergahlarının izlenmesinin artışı, boğaz noktalarına yakın askeri veya deniz varlıkları, batılı güvenlik çevrelerinde artan endişelerin odağında.
Ama kabloları kesmek yerine, iniş istasyonlarının hedeflenmesi daha akıllıca olur. Ya da iniş noktalarında elektrik kesintileri ve veri merkezi saldırıları (ki AWS kesintisi ile gördük), telekom altyapısı hasarı, bakım gemilerine müdahele gibi olaylar görülebilir.
Husilerin savaşa girmesi riski büyütür mü?
Kızıldeniz'den ve dolayısıyla da Yemen'in kıyısında olduğu Bab el-Mandeb boğazından, yaklaşık 15-20 büyük denizaltı kablosu geçiyor. Bunlar Avrupa-Asya trafiğinin neredeyse yüzde 95'ini taşıyor. Buradaki 3-5 kablonun arızalanması bile küresel trafiğin yüzde 20-25'ini aksatabilir. Bab el-Mandeb, dünya üzerindeki en hassas dijital darboğazlar birisidir.
Husiler dolaylı olarak kablolara zaten zarar verdi. Husi saldırılarında bir gemi battı. Çapa deniz tabanında sürüklendi ve 3 büyük kablo kesildi. Sonuçta, bölgesel internet kesintisi meydana geldi. Bölge güvenli olmadığı için onarımlar kısa zamanda bitirilemedi.
Gerçek riskin zaten doğrudan hedef alma olmadığı çünkü doğrudan kablo saldırısının, teknik olarak zor yapılacağı not ediliyor. Derin su, özel aletler gerektiriyor. Husilerin bununla ilgilenmediği düşünülüyor. Bunun yerine, gemilere yapılan füze ve drone saldırıları sonucunda batan gemilerin demirlerinin sürüklenmesi ile kazaen sorun çıkabiliyor. Bunlar kablo hasarının çok daha olası nedenleri oluyor.
Ama savaş genişlerken (Husiler + olası Suudi müdahalesi) risk artar mı? Evet önemli ölçüde artabilir. Çünkü, deniz saldırılarının sayısı artabilir. Husiler Kızıldeniz'de tırmanmaya hazır olduklarını zaten açıkladılar. Gemilere daha fazla saldırı, daha fazla kazara kablo hasarı anlamına geliyor. Kızıldeniz "askerileştirilmiş bir koridor" haline geliyor. Daha fazla deniz gücü, daha fazla saldırı, daha fazla devre dışı kalmış gemi demek. Bu da daha fazla çapa sürüklenmesi ve kontrolsüz olaylar anlamına gelir.
Bu arada onarımlar imkansız hale gelir. Çünkü kablo onarım gemileri savaş bölgelerinde çalışamaz. Daha önce gördük, bölgede onarımlar zaten süresiz olarak erteleniyor. Yani küçük bir hasar bile, uzun süreli etkiye yol açabilir. Hele, Bab el-Mandeb'de birden fazla gemi vurulup, çapalar birkaç kabloya birden zarar verirse, üstüne onarım gemileri bölgeye giremez ise, internet trafiği yeniden yönlendirilirse, işte o zaman diğer hatlara binen trafik genel tıkanıklık, küresel internette önemli bir yavaşlama yaratır. Özetle, en büyük tehdit kasıtlı bir kablo saldırısı değil, savaşın Kızıldeniz'i onarılamaz bir arıza bölgesine dönüştürmesi olacak.
Bölgedeki hangi kablolar yüksek risk taşıyor?
AAE-1: En kritik Avrupa-Asya rotalarından biri. Tam olarak en yüksek riskli koridordan geçiyor (Türkiye'de kullanıyor)
SEA-ME-WE 5: Asya-Avrupa bağlantısı için ana omurga. Aynı darboğaz noktalarını paylaşıyor (Türkiye'de kullanıyor)
SEA-ME-WE 4: Daha eski ama hala yoğun olarak kullanılıyor. Sıklıkla yedek kapasite olarak görev yapıyor.
IMEWE: Orta Doğu-Hindistan-Avrupa trafiği için önemli. Kızıl Deniz/Mısır koridorundan geçiyor.
EIG: İngiltere-Hindistan'ı bağlayan yüksek kapasiteli rota. Aynı darboğazdan da geçiyor.
Bunlar bağımsız sistemler değil. Aynı yerden geçiyorlar. Yani tek bir olay (çapa sürüklenmesi, gemi batması) aynı anda birden fazla kabloyu etkileyebilir. Bunun sonucunda, internet trafiği için otomatik yönlendirme başlar. Trafik Akdeniz alternatiflerine, karasal Avrasya rotalarına kayar ama gecikme artışları (yavaşlamalar) ve paket kaybı meydana gelir. Çünkü yedek rotalarda da yeterli yedek kapasite yok.
Saldırı nasıl olabilir?
Son olarak denizaltı kablo saldırılarının genel olarak nasıl olabileceğine bakalım. Denizaltı şebekelerine saldırı için akıllıca seçimin kablolar değil kıyıdaki iniş istasyonları, kıyı şeritlerine yakın sığ su kablo segmentleri ya da birçok kablonun bir arada geçtiği dar geçitler olduğu öngörülüyor. Ayrıca kablonun kendisi yerine onarım (bakım) lojistiğinin engellenmesi de bir başka yol olabilir.
Saldırının cinsi de önemli. Yani, geçici aksama, bölgesel izolasyon, ekonomik şok, askeri mesaj ya da inkar edilebilir sabotaj diye sıralanan bir yöntem seçilebilir. Saldırgan hangi kabloların en fazla trafiği taşıdığını, nereye indiğini, hangi rotaların az yedekliliğe sahip olduğunu, hangi veri merkezlerinin, trafik değişim noktalarının var olduğunu, hangi ülkelerin bunlara bağımlı olduğu veya trafiğin yeniden ne kadar hızlı yönlendirilebileceği hesaplayabilir. Bu en önemli aşamadır. Bir kablo kesilmesi ancak gerçek darboğazlar yaratıyorsa iyi bir hedeftir.
Saldırı gerçekleştiğinde, ilk görünür etkiler genellikle dramatik "internet kesintisi" anları değildir. Bunun yerine, ilk olarak, gecikme artışları, paket kaybı, rota istikrarsızlığı, bulut hizmetlerinde yavaşlamalar, ses - video trafiğinde bozulmalar ya da finansal ağ gecikmeleri meydana gelir. Hedeflenen kablolar yedekli ise, kullanıcılar internetin yavaşladığını, uluslararası bağlantının bozulduğunu ve bulut istikrarsızlığı görür. Ama yedeklilik zayıfsa, etki çok daha keskin yani internetin yok olması olur.
Kesintiden hemen sonra, operatörler trafiği yönlendirmeye çalışırlar. Alternatif denizaltı kabloları ya da varsa karasal fiber, sınırlı durumlarda uydu yedeklemesi, komşu ülkelerin rotaları kullanılır. İşte gerçek stratejik etki burada ortaya çıkar. Saldırgan hedefi iyi seçtiyse, yönlendirme kapasitesi yetersizdir, tıkanıklık yayılır ve birden fazla ülke etkiden etkilenir. Yani gerçek silah sadece kesme değil, trafiğin başka bir yere zorla yoğunlaştırılmasıdır.
Yönlendirme başladıktan sonra, ikinci dereceden etkiler ortaya çıkar. Bulut bölgeleri istikrarsız hale gelir, finansal işlem gecikmeleri artar, kurumsal VPN'ler bozulur, medya platformları yavaşlar, telekom operatörleri tıkanıklıkla karşılaşır ve de askeri veya hükümet iletişimleri yedek yollara kayabilir. Bu nedenle kablo saldırıları stratejik olarak önemlidir. Sadece tek bir arıza değil, sistemik stres yaratırlar.
Ardından siyasi aşama gelir. Hükümetler, telekom şirketleri ve istihbarat teşkilatları şu soruları sormaya başlar. Kazara mıydı, sabotaj mıydı? Kim fayda sağlıyor? Devlet bağlantılı mıydı? Gizli bir tırmanma mıydı? Bunu anlamaya çalışmak zaman alabilir. Bu gecikme sırasında, piyasalar tepki verir, dedikodular yayılır, düşmanlar tepki hızını ölçer ve hükümetler üzerindeki baskı artar. Hibrit çatışmada, bu belirsizlik genellikle saldırının kendisinin bir parçasıdır.
Denizaltı kablosunun onarımı yavaş ve zordur. Önce arıza tespiti yapılır. Sonra onarım gemisi ayarlanır. Bu arada yasal izinler ve deniz erişimi için çalışılır. Hasarlı segmentin alınması, onarılması, testi. Bu işlemler, uygun koşullarda günler, tartışmalı bölgelerde haftalar veya daha uzun süre alabilir. Saldırganın amacı uzun süreli bir kesinti yaratmaksa, birden fazla kabloyu kesebilir, aynı koridoru hedefleyebilir veya onarım sürecini engeller.
Tek bir olay büyük bir misillemeyi tetiklemese de bir örüntü tetikler. Bir koridorda birden fazla kabloya ya da iniş istasyonlarına fiziksel saldırı düzenlenirse, onarım gemileri engellenirse, kesinti askeri veya devlet sistemlerini etkilerse ve finansal akışlar önemli ölçüde bozulursa, sorun büyür ve bu noktada, bir kablo saldırısı "telekom sabotajı" olmaktan çıkar ve stratejik altyapı savaşına dönüşür. Sorumluluğun kime ait olduğu konusunda siyasi karışıklık yaratılır ve kesinti baskı uygulamak, istihbarat toplamak veya müzakereleri şekillendirmek için kullanılır. Bu, bir kablo saldırısının gerçek mantığıdır.
Yani bu konudaki tehlike sadece “bir kablo kesilebilir mi?” değil, "bir kablo kesildiğinde ulusal bağımlılık ne kadar yoğunlaşmış?” sorusudur.
Yarın 5G Teknolojilerini yazacağım (malum 1 nisanda açılıyor) ama sonrasında Türkiye'nin bu kablo kesintileri olursa, ne yaşayabileceğini de anlatmamız lazım.
