menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arjantin’in yarım asırlık hafıza mücadelesi: Askerî cuntadan Milei’ye

50 0
29.03.2026

Arjantin’de 24 Mart 1976’da gerçekleşen askerî darbenin üzerinden tam 50 yıl geçti. O gün kurulan ve 1983 yılına kadar süren diktatörlüğün işlediği suçların soruşturulması ve cezalandırılması için verilen mücadele bugün hâlâ devam ediyor.

İnsan kaçırmalar, kaybetmeler, işkenceler, infazlar, gizli gözaltı merkezleri, çocuklara el koymalar… Bu suçların “insanlığa karşı suçlar” kapsamına alınması ve suçluların yargılanması için hukuki bir yapı inşa etmek hiç kolay olmadı. İnsan hakları örgütlerinin çabaları sayesinde bugüne kadar önemli adımlar atılmış olsa da adaletin sağlanabilmesi için daha gidilecek çok yol var.

Hafıza, sürekli yeniden kurulan politik bir alan ve başlı başına bir mücadele pratiği haline gelmiş durumda. Bu mücadele sadece “unutmaya karşı hatırlamak” anlamına gelmiyor. Asıl mücadele, unutulmaması gerekenin ne olduğunu, yani hakikatin ne anlama geldiğini ortaya çıkarmak için veriliyor.

Dolayısıyla, adalet arayışı en temelinde hafıza mücadelesine dayalı. 1976-1983 yılları arasında yaşananlarla yüzleşebilmek için devlet terörünü meşrulaştırmaya yönelik anlatılara karşı ısrarla hakikati savunmak gerekiyor.  

Arjantin’de 24 Mart günü, tam da bu nedenle 2002’de “Hakikat ve Adalet için Ulusal Hafıza Günü” ilan edildi. Darbenin 30. yıldönümü olan 2006’da ise 24 Mart günü “resmî tatil” haline geldi. Bu elbette kutlama değil, hesaplaşma günü. 24 Mart, Arjantinlilerin ülke genelinde sokağa çıkıp o ünlü sloganı bir kez daha hep birlikte haykırdıkları gün: “Bir Daha Asla!” (¡Nunca Más!)  

Darbenin 50. yıldönümünde, başkent Buenos Aires’in ünlü meydanı Plaza de Mayo (Mayıs Meydanı) ile Avenida 9 de Julio (9 Temmuz Bulvarı) arasındaki dokuz kilometrelik yol, her 24 Mart’ta olduğu gibi yine on binlerce insanla dolup taştı. Bu yıl protestoların hedefinde inkârcı Milei hükümeti de vardı.

9 Temmuz Bulvarı’nda Buenos Aires’in sembolü olan ünlü dikilitaşta “Bir daha asla” yazılı, 24 Mart 2026

“Kirli Savaş” söylemi

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, diktatörlükle ilgili inkârcı (negacionista) söylemlerine seçim kampanyası sırasında başladı. 1 Ekim 2023’teki başkanlık tartışmasında, Milei, dikta döneminde kaybedilen kişi (desaparecidos) sayısının 30 bin değil 8 bin 753 olduğunu söyledi.

Bu sayı, 1984’te kurulan araştırma komisyonunun (CONADEP) belgelediği kayıp sayısına yakın. Ancak bu hiçbir zaman nihai sayı olarak sunulmadı. Yeni davalar açıldıkça ve yeni tanıklar ortaya çıktıkça kayıp listeleri genişlemeye başladı. Gizli gözaltı merkezlerinde kayıt altına alınmayan vakalar ve “ölüm uçuşları” adı verilen hava operasyonlarında sistematik olarak yok edilen cesetler nedeniyle zorla kaybedilenlerin sayısının yaklaşık 30 bin olduğu kabul ediliyor.

Milei ise başkanlık tartışmasında bu genel kabulü inkâr etti ve sayının özellikle yüksek tutulduğunu öne sürdü. Milei, diktatörlüğü kınadığını, ancak o dönemin gerillalarının da kınanması gerektiğini belirtiyordu. Ona göre o dönemde yaşananlar “devlet terörü” değil, devlet ile terörizm arasında çıkan bir “savaştı”.  

Kendi ifadesiyle, “Devlet bu tür çatışmalara katıldığında bir çerçeve içinde hareket etmek zorundaydı çünkü şiddet tekeline sahip olan oydu”. Milei, devlet tarafından işlenen istismarların kötü olduğunu kabul ediyordu, ancak ona göre buradan yola çıkarak gerillaların “iyi” ve “idealist” gençlerden oluştuğu söylenemezdi.

Bu söylem elbette yeni değil. Sadece Arjantin’de değil, tüm Latin Amerika genelinde Soğuk Savaş boyunca askerî rejimlerin işledikleri insanlığa karşı suçları meşrulaştırmak için hep bu söylem kullanıldı. Bunun bir “Kirli Savaş” (Guerra Sucia) olduğu, diktatörlüğe direnen gerillaların da suç işlediği, yani iki tarafın da “aşırılığa kaçtığı” ve eşit ölçüde “kirlendiği” iddia edildi.

“Kirli Savaş” ifadesi, Arjantin’de daha bilinen adıyla “iki şeytan teorisi” (teoría de los dos demonios), devlet terörü ile muhalif şiddeti eşitleyerek, sorumluluğun sınırlarını bulanıklaştırdığı için insan hakları savunucuları tarafından reddediliyor.

Bugün Milei’nin yaptığı sadece “Kirli Savaş” söylemini yeniden canlandırmak değil. Milei sayıları yarıştırarak, meseleyi niceliksel bir tartışmaya hapsetmeye ve insan hakları mücadelesini itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Ona göre insan hakları savunucuları, çıkar peşinde oldukları için rakamı yüksek tutuyorlar.

Milei, insan hakları mücadelesini, ekonomik bir yolsuzluk gibi göstererek onu da “testeresi” ile kesip atacağı bir bütçe kalemi haline getirmeye çalışıyor. Böylelikle belgelenmiş, kanıtlanmış ve hükme bağlanmış bir bilançoyu silebileceğini düşünüyor.

Üstte kırmızı harflerle “Arjantin: Darbenin 50. Yılı, İnkârcı Bir Başkanla” yazılı. Milei’nin çekiç tutan eli “Memoria”, yani “Hafıza” kelimesini parçalıyor

Milei’nin “Tam Hafıza” söylemi

Diktatörlüğü bir “devlet terörü” değil, iki tarafın olduğu bir “savaş” olarak tanımlamak, askerî cuntanın işlediği sistematik suçları “istismar” (abuso) seviyesine indirgemek demek.

Oysa 24 Mart’ta kurulan diktatörlük tam da baskı ve şiddeti bir devlet politikası olarak örgütleyen bir iktidar........

© T24