menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biraz çetrefilli, az biraz da muğlak: “Terörizm” ve “karşı terörizm” kavramları ve çalışmalarına dair (2)

22 0
10.08.2025

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

10 Ağustos 2025

“Terörizm” ve “karşı terörizm” kavramları ve çalışmalarına dair yazımın ilk kısmında, “terörizm”in tarihinden, tanımlama zorluklarından, tanımlamanın neden gerekli olduğundan ve elementlerinden kısaca bahsetmeye çalışmıştım. Bu kavramlara, belirli bir bakış ile yaklaşmanın, bizi çatışma çözümü ve barış süreçlerinde, daha serinkanlı ve derinlikli kılabilme potansiyeli olduğunun altını çizmek olarak ifade etmiştim amacımı da. Bu ikinci kısımda da akademideki “terörizm” ve “karşı terörizm” çalışmaları ile Küresel Terörizm Endeksinden biraz bahsetmek istiyorum.

Sosyal bilimler alanında, akademik camiada dersek daha doğru olacak, bu fenomene dair çalışmalar kabaca 1950’lerin sonlarına uzanıyor diyebiliriz. O dönemde, daha çok “çatışma kuramı” üzerinden yürütülen araştırmaların yoğunlaştığı sorular, özellikle insanların neden çatışmaya girdikleri ve neden şiddet kullandıkları üzerinedir. Daha çok siyaset bilimi eğitimli akademisyenler, 1960’larda özellikle Batı ülkelerinde daha organize ilerleyen ve spesifik olarak Vietnam Savaşı karşıtlığı, sömürge karşıtlığı ve temel insan hakları üzerinden mobilize olan Yurttaş Hakları Hareketi ile “isyan”, “protesto” ve “siyasi şiddet” kavramlarını incelemeye başladılar. Bu incelemeleri, daha çok Siyasi Şiddet Çalışmaları disiplini altında yapıyorlardı. İncelemeye alınan gruplar genellikle, ABD’de Weather Underground gibi, anti-emperyalist, devrimci, Marksist ve Leninist gruplardı. 1970 ve 1980’lerde ise araştırmalar daha çok bu gibi örgütlerin hedef seçimlerinde (örneğin, Almanya’da Baader-Meinhof Örgütü, İtalya’da Brigate Rosse Örgütü ya da Japon Kızıl Ordu Örgütü) hangi araç, yöntem ve teknikleri kullandıkları ve nasıl bir uluslararası ağ üzerinden hareket ettikleri üzerine yoğunlaştı. 1990’lara geldiğimizde araştırmalar, özellikle milliyetçi-ayrılıkçı (İrlanda’da IRA, İspanya’da ETA, Hindistan ve Sri Lanka’da Tamil Kaplanları, Türkiye’de PKK gibi) veya köktendinci “terörist gruplar”ın (Hamas, Hizbullah ve el-Kaide gibi) saldırılarını nasıl düzenledikleri ve devletlerin bu saldırılara nasıl yanıt verdikleri üzerine yoğunlaşsa da “terörizm” çalışmalarına dair akademide gözle görülür ilgi azlığı vardı. Ancak 11 Eylül 2001 tarihinde İkiz Kulelere yapılan saldırı, akademik araştırmalara yön veren Batı entelijensiyasının milenyumun en trend araştırma sahalarından birini, “terörizm” ve “karşı terörizm” çalışmalarına ayırmasına neden olacaktı. Bunun sebebinin, ABD’nin Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan küresel tehdit boşluğunu, “küresel tehdit olarak İslamcı terörizm” ile doldurma ve böylece küresel gücünün meşruiyetini ve sermayedarların ekonomik gücünü sağlamlaştırma isteği olduğunu bugün artık biliyoruz.

2001 sonrası “terörizm ve karşı terörizm çalışmaları” alanı, artık genç bir disiplin olarak sosyal bilimlerin radarına girmiş ve alanda çok sayıda akademisyen, çeşitli merkezler ve anabilim dalları çatısı altında varlık göstermeye başlamıştır. Bu alanda 9/11 öncesine göre günümüzde çok sayıda seminer, çalıştay ve konferans yapılmış; pek çok düşünce kuruluşu, danışma kurulu, bölgesel-ulusal-uluslararası kurum ve kuruluş (Uluslararası Karşı Terörizm Merkezi-ICCT’ye göre en az 200 yapı) ve en az 100 üniversite bölümü ile araştırma merkezi açılmıştır. Bunlar, genellikle hükümetlerin de politika üretirken araştırma çıktılarını kullandıkları yapılardır; çünkü burada araştırmacılar, en azından önemli ölçüde, “bizi tehdit eden ne/kim?”, “neden tehdit ediyorlar?”, “bununla ilgili biz ne yapabiliriz?” ve “doğruyu yanlıştan nasıl ayırırız?” gibi sorular etrafında araştırma desenlerini oluşturmaktadır. Buradan hareketle, kısa sürede ortaya raporlar, kitaplar, makaleler, belgeseller ve benzeri metinden oluşan yüklü miktarda literatür çıktığı söylenebilir. Bu noktada, alanda kadın akademisyenlerin sayısının oldukça az olduğunun altını çizmek isterim. Anne Speckhard, Jessica Stern, Mia Bloom, Martha Crenshaw ve Beatrice de Graff gibi kadın araştırmacıların etkili işleri olsa da siyaset bilimlerindeki genel erkek egemen durumun burada da geçerli olması hem şaşırtıcı değil hem de üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Dünya genelinde önemli kabul edilen merkez ve okulların çoğu, ABD’de Washington D.C.’de ve Londra’da bulunmaktadır. Özellikle Maryland ve Georgetown üniversitelerinde, ilgili literatürde referans verilen pek çok çalışma yapılmaktadır. Prestijli kabul edilen yerlerden bir diğeri İskoçya, St. Andrews’de bulunan merkezdir. Ayrıca Avustralya, İspanya, Hollanda, Norveç ve İsveç’te de önemli merkezler bulunmaktadır. Batı dışında, İsrail, Nijerya ve Singapur’da da çeşitli merkezler vardır. Alanda en prestijli kabul edilen akademik yayınlar arasında ise Conflict and Terrorism, Intelligence and National Security, Terrorism and Political Violence, Critical Studies on Terrorism ve Perspectives on Terrorism sayılabilir. Buradan yola çıkarak, “terörizm ve karşı terörizm çalışmaları”nın erkek egemen ve Batı merkezli olduğunu ve bunun da oldukça tartışmalı bir alan yarattığını belirtmekte fayda var.

Her ne kadar Türkiye’de de “terör” özellikle 1980 sonrasından günümüze Türkiye’nin iç ve dış politikasını belirleyen en önemli unsurlardan olsa da Batı’ya göre bu alanda akademik çalışmaların yaygın olmadığı söylenebilir. İnsan hakları derneklerinin hak ihlallerine dayalı çalışmaları ile devletin istihbarat birimleri, kamusal birkaç kurum (NATO Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi, İGAM ve TÜDPAM gibi) ve üniversitelerin birkaç merkezi dışında geniş bir akademik........

© T24