menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlber Ortaylı, İran, Çin ve ABD

45 0
18.03.2026

İlber Hoca ile 1990’larda Mülkiye’nin ana binasının en üst katında yedi yıl kadar aynı koridoru paylaştık. Öğretim üyelerinin odalarının bulunduğu bu katta odalarımız karşı karşıya idi. Bu katta öğretim üyelerinin sosyal alanı olan Seha Meray Odası da vardı. 

İlber Hoca’nın odasına gelişinden gidişinden genellikle haberim olurdu. Çünkü koridorda birileri varsa mutlaka bir lâf atar, kısaca söyleşirdi. Daha dikkat çekeni, yüksek sesle konuşurdu. Odamın kapısı açıksa bana da lâf atardı.

Meray odasına o da ben de seyrek giderdik. Gittiğimizde de çokça günlük gazetelere bakardık. Çalışma alanlarımız farklı idi ama arada bir de olsa kendi konularımızda söyleşirdik. Bana “Ne olacak bu ekonominin hali” şeklinde sorular sorardı.

Onun anlatabileceği ve anlattığı çok daha fazla konu olurdu. Gittiği, gezdiği yerlerin edebiyatından, kültüründen anlatırdı. Örneğin Asya toplumlarının, özellikle Kuzey ve Güney Azerbaycan Türklerinin ve İranlıların kültür birikiminden övgüyle söz ederdi.

İlber Hoca bu çok bildiği ve sevdiği konularda da olsa konuşmayı fazla uzatmaz, çalışmasına dönerdi. Aklımda kalan önemli bir açıklaması ve vurgulaması şuydu:

Türkçe bazen söylendiği gibi veya sanıldığı gibi Farsça’dan veya Arapça’dan kelimelerle beslenmiş yoksul bir dil değildir. Türkçe, köklerine inildiğinde, çok daha zengin bir dildir. 

Örneğin; Türkçe’de Farsça kökenli kelimeler vardır, evet. Ama Farsça’da da belki daha fazla sayıda Türkçe kökenli kelime vardır. İşin bu tarafını Batıcılar da bazı İslamcılar da görmezler veya görmek istemezler.

Azerbaycan Türklerinin kültür birikimine ilişkin övgüyü büyük şairimiz Nazım Hikmet’ten de okuduğumu hatırlıyorum. Hatta, Nazım Hikmet’in Bakü’de Azerbaycan Türklerinin önemli şairleriyle bir araya gelerek şiirler okuduğunu videodan ve ses kayıtlarından izledim.    

Geçtiğimiz günlerde ABD/İsrail saldırılarında Güney Azerbaycan Türklerinin ve genel olarak İranlıların önemli kültür yapılarının bombalandığını İran Dışişleri bakanı açıkladı.

Bebekleri, çocukları bombaladılar, kültür yapılarını da bombaladılar. Dilerim İlber Hoca bu caniliği ve barbarlığı duymamıştır. Çünkü duysa çok üzülürdü.

Kırım Türklerinden olan İlber Hoca’nın ailesi Kırım’dan göçmek zorunda kalmış ve sonunda Türkiye’ye yerleşmişti. Göçmen bir ailenin çocuğu olarak, doğaldır ki, yalnızca Azerbaycan Türkleri ile değil, tüm Türk toplumlarıyla, örneğin son dönemde Kıbrıs Türkleri ve Uygur Türkleri ve onların sorunları ile yakından ilgiliydi.

1990’ların ortalarında, yukarıda sözünü ettiğim Mülkiye ana binasının en üst kat koridorunda liseden sınıf arkadaşım Ayşe Özdolay ile karşılaştım. Uzun yıllar sonra sınıf arkadaşımı Mülkiye’de gördüğüm için hem şaşırdım hem çok sevindim.

Ayşe’yi arkadaş olarak severdim. Mersinliydi, hemşerimdi. Çalışkandı, vakur bir duruşu vardı. Ama genellikle gülümserdi. Babası Dr. Talip Özdolay Mersin’de ünlü bir doktordu ve senatör seçilmişti. 

“Seni buraya hangi rüzgâr attı Ayşe” dedim. Geriye doğru baktı ve İlber’i işaret etti: “Sen bilmiyorsun tabii, ben İlberle evlendim” dedi. Anlaşılan İlber, Ayşe ile sınıf arkadaşı olduğumuzu bilmiyordu.

Baktım; İlber Hoca biraz geriden biriyle konuşarak geliyor. İki çalışkan tanıdığımın evlenmiş olmasına sevinmiştim. Ayşe ve İlber’i odama çay içmeye davet ettim, ama yapacak önemli işleri vardı. “Başka zaman” dediler. O başka zaman hiç gelmedi.

İlberle en son Haziran 2025’te İstanbul’da bir başka Mülkiyeli değerli Hocamız, arkadaşımız Hasan Ersel’in cenaze namazının kılındığı Levent Barbaros Hayrettin Paşa camisinde görüştük. Yine şakalar yaptı, bizleri gülümsetti.

İlber Hoca zayıflamıştı ve yorgun görünüyordu. Yorgunluğunu sıcak hava ile açıklamıştı. Sağlık sorunları olduğunu da biliyorduk. “Yaşlandık işte” diyordu.

İlber Hoca her zamankinden fazla elini omuzuma atıyor, kolumdan tutuyordu. Ölümünden sonra düşündüm; acaba veda mı ediyordu?  

İlber Hoca gibi değerli bir Hocamızı, uluslararası çapta bilim insanımızı ve dostumuzu kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşıyorum. Mekânı cennet olsun, başımız sağolsun.

İran’a ABD/İsrail saldırısı ve sonrası

Rastlantıya bakınız; Hasan Hoca’nın öldüğü günlerde ABD/İsrail’in İran’ı Haziran 2025’e bombalamasını konuşuyorduk. Aradan yaklaşık 9 ay geçtikten sonra İlber Hocanın öldüğü günlerde de bu iki saldırgan ülkenin İran’ı Mart 2026’da bombalamasını tartışıyoruz. Neden?

Geçen yazıda konuya ABD açısından bakmış ve başka konular yanında iki konuyu öne çıkarmıştım.

1) ABD ekonomisi, sanayi üretim gücünü önemli ölçüde başta Çin olmak üzere Asya ülkelerine kaptırmıştı. Bu gücü rekabet ederek geri alamayacağını anlayınca petrol gibi doğal kaynaklara askeri güç ile çökmeyi tasarladı. 

Böylece hem kendisine daha düşük fiyatla girdi sağlayacak, hem de Çin gibi rakiplerine bu kaynakları sınırlamış olacaktı.

2) Trump’ı iktidara taşıyan siyasi taban olan MAGA (Amerika’yı Yine/Yeniden Büyük Yap) bu tasarıma destek veriyor, hatta teşvik ediyordu. Böylece ABD’deki yaşam düzeyi emperyalist yöntemlerle yükselecekti.

Şimdi ABD’nin üretim ve rekabet gücünün gerilemesine bir de ihracat miktarı yoluylaa bakıyorum. Tablo 1’de AB, ABD ve Çin’in son 15 yıldaki ihracat miktarları yer alıyor.

Kaynak: AB Komisyonu

Şekildeki ihracat miktarı, aylık ihracat değerinin aylık ihracat fiyat endeksi ile deflate edilmesi ile bulunmuştur. Trendi daha net göstermesi bakımından, ihracat miktarları 6 aylık hareketli ortalamalar ile gösterilmiştir.

Şekilden anlaşıldığı gibi, Çin son 15 yılda ihracat miktarını iki kattan fazla, yüzde 113 arttırmıştır. Aynı dönemde ABD’nin ihracatı yaklaşık yüzde 36 artmış, AB’nin ihracatı neredeyse artmamıştır. Ayrıca Çin’in ihracatı giderek daha çok teknolojik ürünlerden oluşmuştur 

Rekabet demişken, bir de ihracat fiyatlarına bakalım. Şekil 2’de AB, ABD ve Çin’in aylık ihracat fiyatları endeks olarak yer alıyor. Yine trendi daha net olarak göstermek için 6 aylık ortalamalar kullanılmıştır.

Kaynak: AB Komisyonu

Şekilden izlendiği gibi, Çin’in ihracat fiyatları özellikle 2020 sonrasında AB ve ABD fiyatlarından daha düşük seyrediyor. Böylece ihracatı daha rekabetçi hale geliyor.

Bu durumda ABD dünyadaki hegemonik veya hükmetme gücünü rekabetçi bir ortamda sürdürebilir mi? Kolay değil. İşte bu nedenle ABD, İsrail’i de yanına alarak, saldırganlık yapıyor, bombalıyor, yakıyor, yıkıyor ve öldürüyor.

Bu ortaçağ düzeni uzun süre devam edemez, çünkü arkasında üretim ve rekabet gücü yok.

Bu düzenin devam edemeyeceğini ABD’nin kendi içinden değişik kesimler de ifade ediyor ve karşı çıkıyorlar. 

Ancak bu düzenin devam edemeyeceğini gösteren bir başka unsur daha var; İran’ın direnişi. İran direnişini sürdürebilirse, hele bu direnişe yardım edenler artarsa, bu düzen daha kısa sürede kesintiye uğrayacaktır. 


© T24