Alyoşa
Diğer
16 Ağustos 2025
Rıza Bey ve Alyoşa (Görsel yapay zekâ tarafından yaratılmıştır)
Gençay Gürsoy’a
Rıza Bey sabahları erken kalkardı. Daima aynı saatte pencere önündeki koltuğuna oturur, çayını içerken sokağı seyrederdi. Zaman, artık onun için yalnızca bir tekrarlar zinciriydi. Her günkü kahvaltı, her günkü holovizyon haberleri, her günkü sessizlik.
Oysa gençliğinde bir günü bile boş geçmemişti. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde gencecik bir hukukçu olarak hayata atılmış, dönemin ağır hak ihlalleri ortamında, uydurma iddianamelerle hapislere atılmış insanları savunmaya başlamıştı. Sonra sadece hukukçu olmanın yetmediğini anlamış, yavaş yavaş bir insan hakları aktivistine dönüşmüştü. Adaletin egemen olacağı bir ülkede yaşayacağına daima inanmış, ama o gün bir türlü gelmek bilmemişti. Neyse ki o yılların karabasanı sona ermiş, “adaletin” adaleti çiğnediği dönem kapanmıştı. Yüzyılın üçüncü çeyreğine bir anda gelivermişlerdi işte. Hâlâ yapacak çok iş vardı ve hâlâ adaletsizliklerle mücadele etmek gerekiyordu. Ama Rıza Bey artık sahnenin aktif bir öğesi olacak yaşta değildi; kendisi gibilerin yerlerini pırıl pırıl gençler doldurmuştu. Onları gördükçe geleceğe dair umutları artıyordu.
Emekli olunca Ankara’ya, babasından kalan evin kentsel dönüşüm sonucu oluşan bir dairesine taşınmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. İki çocuğu farklı kıtalarda yaşıyordu. Kızı Melbourne’da bir üniversitede görevliydi, oğlu Kanada’da bir tarım kooperatifinin teknolojik dönüşüm sürecini yönetiyordu. Her ikisi de sık sık holovizyon üzerinden onu arar, birkaç dakika boyunca sohbet eder, sonra “İyi bak kendine baba” diyerek bağlantıyı sonlandırırlardı. Giderek ortak mevzuları azalıyor, konuşmaları önceki görüşmelerin tekrarı haline geliyordu.
Ev suskundu. Bütün sesler cihazlardan, holovizyondan ya da sokaktan geliyordu. Eski arkadaşları birer birer ölmüş, bazılarıysa zihnen gitmişti. Ziyaretine gelen kimse kalmamıştı. İnsanın anıları canlıysa, yalnızlıkla baş edebilir derlerdi. Ama bazı sabahlar Rıza Bey’in anıları bile ona küsüyordu. Hatırlamak istemediği şeyleri hatırlıyor, unutmak istemediği insanları ise zihninde canlandıramıyordu. Günlerce hiç konuşmadığı veya en çok birkaç cümle sarfettiği olurdu. Aradığı kelimeleri bulamamak, akıcı konuşma yeteneğini yitirmek canını sıkıyordu.
Sonra bir gün, Companion Robotics adlı bir firmanın, yaşlıların yalnızlıklarını gidermek üzere tasarlanmış “arkadaşlar” ürettiğini öğrendi. Bunlar bakım robotları değildi, sohbet edebilen, sorular sorabilen, birlikte yürüyüşe çıkılabilen, hatta sessizlikte bile varlığıyla insanlara refakat edebilen erkek görünümündeki androidler veya kadın görünümündeki gynoidlerdi. Rıza Bey önce bu fikirden rahatsız olmuştu. “Bir tenekeyle arkadaş mı olunur?” diye düşündü. Hem böyle birini eve almak, sanki yaşlılığını, düşkünlüğünü kabul etmek gibiydi. Oysa yaşıtlarına göre o kadar da düşkün değildi hani! Ama akşamları sessizliğin gürültüsü zihninde gitgide büyüyünce daha fazla inat etmekten vaz geçti.
Kulakfonla firmayı aradığında karşısına çıkan müşteri temsilcisi gayet nazikti. Uzun vadeli kiralama işlemi için payçipine dokuz taksit yapacaklardı. Ama “ürünü’” teslim etmeden önce halledilmesi gereken bir işlem vardı. “Rıza Bey,” dedi temsilci, “Bu androidler, bir insan gibi değişik çevrelerin içine doğmamış, ana babalarıyla, kardeşleriyle, etraflarındaki insanlarla, öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla büyümemiştir. Bu yüzden kendilerine özgü karakterleri yoktur, fabrika çıkışında tüm ürünler birbirine benzer. Ama siz ayrıntılı bir kişilik tanımı yaparsanız, on beş günlük bir karakter yükleme süreci sonunda arkadaşınız yeni kişiliğiyle hazır olacaktır.”
Rıza Bey biraz zaman istedi. Kulakfonu kapattıktan sonra saatlerce düşündü. Nasıl bir karakter istiyordu? Sessiz mi, konuşkan mı? Neşeli mi, ağırbaşlı mı? Onu neyin mutlu edeceğini tam bilemiyordu. O gece neredeyse hiç uyuyamadı. Tüm yaşamı gözlerinin önünden geçti. Gençliği, eşiyle ilk tanıştığı gün, çocuklarının doğumu, 2030’larda bir toplukonut mahallesindeki halk toplantısında yaptığı konuşma... ve kitaplar. Hayatı boyunca okuduğu kitaplar. Aralarından biri hayatında çok özel bir yere sahipti: Karamazov Kardeşler.
Şafak sökmek üzereyken, göz kapakları yorgun ama zihni canlıydı. Gözlerini tavana dikmiş yatarken mırıldandı: “Alyoşa...”
Ertesi sabah Companion Robotics firmasına tekrar aradı. Aynı müşteri temsilcisi kulakfonu açtı.
“Merhaba, Rıza Bey.”
“Alyoşa!” diye bağırdı Rıza Bey.
Karşı taraf duraksadı. “Efendim?”
“Android arkadaşımın karakteri, Karamazov Kardeşler’deki Alyoşa, hani en küçükleri, karakteri onun gibi olsun, adını da Alyoşa koyalım!”
Temsilcinin sesi yumuşadı. “Ah... bu çok kolay. Hemen yapay zekâmıza eseri taratır, Alyoşa’nın kişilik özelliklerini tanımlar, ürüne yüklemeye başlarız.”
Rıza Bey adamın biteviye “ürün, ürün” deyişine sinirlenmişti, ama bir şey belli etmedi. Kulakfonu kapadığında heyecanlıydı. Uzun zamandan beri ilk kez gelecekten bir şey bekliyordu. Ama on beş gün de çok uzun bir süreydi canım!
Aradan birkaç gün geçmişti ki firmanın karakter inşa bölümü yetkilisi Rıza Bey’i aramış, yapay zekâ incelemelerinin sonucu olarak oluşturdukları Alyoşa karakterinin hayatı derin bir sevgi, anlayış, merhamet ve sağlam bir manevi inanç penceresinden gördüğünü, insanları yargılamak yerine anlamaya çalıştığını, hırslı rekabetten çok barışı, kavgadan çok uzlaşmayı önemsediğini, kötülük karşısında bile umudunu yitirmediğini, sözleriyle ve eylemleriyle çevresine güven, huzur ve manevi bir güç aşıladığını bildirerek bu karakteri onaylayıp onaylamadığını sormuştu. Rıza Bey “Pek münasip!” deyince de işlemlere hemen başlamışlardı.
Sıkıntıyla geçirdiği iki haftalık sürenin sonunda pencere kenarında oturmuş, gözlerini bir an bile sokaktan ayırmadan beklemeye başlamıştı. Teslimatın bugün yapılacağı bildirilmişti ona. Gözü sokaktaydı, herhalde birazdan manyetik alanlı, tekerleksiz bir nakronet yanaşacaktı kaldırıma. Algızil aniden sinyal verince heyecanla yerinden kalktı.
Kapıyı açtığında karşısında ne büyücek bir paket, ne de bir teslimat elemanı vardı. Yüzünde biraz yadırgatıcı bir pürüzsüzlük, duruşunda dikkatli bir ölçülülük bulunan al yanaklı genç bir adamdı gelen. On dokuz yirmi yaşlarındaydı, koyu kahverengi saçları, uzun oval bir yüzü vardı, geniş aralıklı, parlak koyu gri gözleri ona düşünceli ve sakin bir ifade veriyordu.
“Ben Alyoşa’yım efendim” dedi genç adam, “eğer tokalaşırsak teslimat belgesi elektronik olarak Companion Robotics’e ulaşacak.”
Rıza Bey tereddütle Alyoşa’nın elini sıktı. Kuvvetli bir el sıkıştı bu; sanki iki yüz elli gram kuşbaşı et tutuyormuş hissini veren gevşek tokalaşmalardan hiç hazzetmediğini biliyor gibiydi. Üstelik avucunda tuttuğu el insan sıcaklığındaydı.
Genç adam içeri girerken Rıza Bey “Ayakkabılarını çıkarmayı düşünür müydün?” diye sordu gülümseyerek. Alyoşa hemen durdu. Gözlerini yere indirdi, sonra Rıza Bey’e dönerek yumuşak ses tonuyla cevap verdi: “Ayakkabılarım tozun, kirin, virüs ya da bakterilerin bulaşamayacağı biçimde tasarlandı, ama onları çıkarınca daha sessiz dolaşabilirim evde.”
Ayakkabılarını çıkarıp burunları kapı yönüne bakacak şekilde duvarın dibine yerleştirdiğinde Rıza Bey “bizim usüllerimizi nasıl da biliyor kâfir” diye düşünerek gülümsedi. Alyoşa’yı seveceğini anlamıştı. “Ben kapıya yanaşan bir vasıta göremedim. Nasıl geldin ki buraya?”
“Hafızamda bütün Ankara sokaklarındaki bina ve dairelerin bilgisi var efendim” dedi Alyoşa. “Ulaşım sistemini de iyi........
© T24
