menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Her şeyin verilerle ölçüldüğü bir dünyada gerçeklikle bağımız nasıl kopuyor?

32 0
23.03.2026

Bugünlerde savaşlar sadece cephede değil, sayılar üzerinden de yürütülüyor. Taraflar karşı tarafa verdirdikleri kayıpları açıklıyor, kendi kayıplarını minimize ediyor. Kaç gemi vuruldu, kaç uçak düşürüldü gibi maddi kayıpların günlük bilançoları yayınlanıyor. Savaşta ölen insanlar, çocuklar, skor tabelasında birer sayıya dönüştü. Gerçekte hangi tarafın ne kadar kayıp verdiği çoğu zaman doğrulanamıyor. Ama bu sayılar yine de dolaşıma giriyor, tartışılıyor ve nihayetinde bir algı üretiyor.

Bir süre sonra şu soru anlamını yitiriyor: Gerçek ne? Yerine şu soru geliyor: Hangi sayı daha çok kabul görüyor?

Savaşın kendisi kadar, nasıl anlatıldığı da belirleyici hale geliyor. Sayılar gerçeği yansıtmak için değil, onu yeniden kurmak için kullanılıyor.

Aslında bu durum sadece savaşlara özgü değil. Artık hemen her şeyin ölçüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Başarı, performans, itibar ölçülüyor. Ölçülemeyen ise önce ihmal ediliyor, sonra yok sayılıyor, en sonunda görünmezleşiyor.

Peki gerçekten ölçtüğümüz şeyleri mi iyileştiriyoruz, yoksa ölçtükçe onları dönüştürüyor, hatta bozuyor muyuz?

Modern toplum olmanın anlamı giderek başarı yarıştırmaya dönüşüyor. Bireyler daha iyi olmak için değil, daha üstte yer almak için çabalıyor. Kurumlar daha nitelikli olmak için değil, daha görünür olmak için yarışıyor. Ve bu yarışın kuralları çoğu zaman açık değil.

Çünkü mesele sadece performans değil. Asıl mesele, performansın nasıl ölçüldüğü.

Hayat bir sıralama oyununa döndü

Örneğin iş dünyasında kullanılan sayılar var; adına KPI (Key Performance Indicator - Anahtar Performans Göstergesi) deniyor. Şirketler bu göstergelerle hedeflerine ne kadar yaklaştıklarını ölçmeye çalışıyor. Teoride bu sayılar, neyin işe yaradığını görmek ve kaynakları doğru kullanmak için var. Ama pratikte çoğu zaman başka bir şeye dönüşüyor. İşin kendisini geliştirmekten çok, o sayılarda iyi görünmek belirleyici hale geliyor. Ölçüm, performansı anlamanın aracı olmaktan çıkıp, performansın kendisini belirleyen bir ölçüte dönüşüyor. Askerlerin, pilotların da böyle KPI’ları var mı bilmiyorum. Bu tür cevapları köşe komşum Levent Erden bilir ama bu uygulamalara kızdığı için sorsam cevap vermez.

Şirketler için bir başka kritik gösterge pazar payı. Sporlardaki puan cetvelleri gibi, şampiyonu pazar payı oranları söylüyor.

Bugün neredeyse her alan bir sıralama oyununun parçası. Üniversiteler listeleniyor, şehirler karşılaştırılıyor. En çok izlenen diziler, en çok dinlenen şarkılar, en çok satılan kitaplar, en çok sevilen tatlılar… Hatta İstanbul’un en iyi kokoreççileri listesi bile yapılıyor.

Bu listeler çoğu zaman tarafsız görünüyor. Oysa her biri bir dizi varsayımın, tercihin ve çoğu zaman görünmeyen ağırlıklandırmaların sonucu. Belki de mesele daha iyi olmak değil, neyin “iyi” sayıldığına kimin karar verdiği.

Ve şu soru kaçınılmaz: Ölçtüğümüz şey gerçeğin kendisi mi, yoksa onun bir yorumu mu?

Ölçü hedefe dönüşünce

Sosyal bilimlerde uzun zamandır bilinen bir uyarı var: Bir ölçü kendi başına hedef haline geldiğinde,........

© T24