Türkiye’ye biçilmek istenen yeni roller
Orta Doğu’da şu yaşadığımız son çeyrek yüzyılın hülasasını, zaman zaman patlayan silahlarla alevlenen ihtilaflara, sözüm ona ateşkeslere, barış mutabakatlarına ve gündelik atışmalara, gelişmelere takılmadan, kadrajı geniş tutarak, özet bir şekilde değerlendirmek mümkün:
2011 yılında başlayan Suriye Savaşı’nın iktidardaki Beşşar Esad’ın tasfiyesiyle ve İngiliz istihbaratı tarafından cilalanıp önü açılan HTŞ’li Sünni cihatçıların Şam’da hükümet eder hale getirilmesiyle nihayete ermesinin ardından etnik ve mezhepsel parantezlere alabileceğimiz şu sonuçlarla yüzleştik:
SURİYE: Şii İran (büyük ölçüde Sünni) Suriye’den kovuldu! IŞİD’e karşı asıl mücadeleyi veren (İran’a yakın) Şii milis güçlerinin Esad sonrasında Suriye sahnesinden çekilmesiyle beliren güç vakumu içinde İsrail yayılmacılığı yeniden sahne aldı. Hatta Türkiye ile silahlı bir ihtilafta karşı karşıya gelebilecek kararlılığa büründüğünü de gördük. Yayılmacı emellerle Golan’da, Süveyda’da silahlı hakimiyet kurma çabasına girişen İsrail, Ankara’nın yeni Şam yönetimiyle vardığı mutabakatın gereği olarak Suriye topraklarında eğitim vereceği askeri üsleri bile bomba marifetiyle engelledi. FİLİSTİN: Takip eden dönemin seyri içinde Şii İran nüfuzu (ağırlıklı olarak Sünni) Filistin’den, yani Gazze’den de kovuldu. LÜBNAN: Onu da takip eden dönemde, Şii İran nüfuzu Lübnan’dan da (İsrail marifetiyle) kovulmak istendi. Ancak orada bu tahayyüle karşı direnç beklenenden güçlü oldu ve ne Hizbullah ne de –Washington ile Tahran arasında varılan 14 maddelik son mutabakatın da net olarak ortaya koyduğu üzere– İran yönetimi buna izin verdi. IRAK: Bu arada (Sünni) Saddam Hüseyin’in iktidardan uzaklaştırılması ve ona bağlı ordunun, polisin tasfiyesiyle sonuçlanan 2003 Irak işgali sonrasında, (İran’a yakın) Şii güçlerin önünün açılmış olması gibi bir yan sonuçla yüz yüze kalan ABD -İran’ın bu ülke üzerindeki nüfuzu daha da artacağı gerekçesiyle- birliklerini Irak’tan tamamen çekmeyi sürekli erteledi. Gelinen son noktada, (İran’a yakın) Nuri el-Maliki'nin Irak'ta yeniden başbakanlığı alması bile, ABD'nin doğrudan müdahaleleri ve “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki dengelerin değiştirilmesiyle engellendi. İran’a yakın Şii grupların Irak’a hükmetmesinin önüne geçen Amerikalılar, Lübnan'daki mezhepsel ve etnik kotalara dayalı (muhasasa) güç paylaşımı modelini örnek alarak, Şiileri Sünniler ve Kürtlerle dengeleyecek bir iktidar paylaşımı formülünü bu ülkede de hâkim kıldı. Cumhurbaşkanlığı makamı ile Dışişleri Bakanlığı gibi kritik pozisyonlar Kürt gruplar (partiler) arasında paylaştırılırken, Meclis Başkanlığı ile kabinedeki önemli (Planlama, Ticaret vb.) pozisyonlar Sünni siyasi egemenliğini temsil eden bloklara tahsis edilmeye başlandı.Şimdi bu kısa coğrafi özetin ardından, ABD’nin Donald Trump’ın ikinci kez göreve gelmesinin ardından daha da belirginleştirdiği bugünkü pozisyonu da özetleyelim:
ABD: Dünyanın jeopolitik açıdan kendisi için daha kritik görülen coğrafyalarına odaklanmak isteyen ve asker çekerek Avrupa’yı NATO bağlamında Almanya’ya devretmek üzere yaşlı kıtada bir “hizalandırma” çabasına yönelen Washington, Orta Doğu’dan da kuvvet çekmeyi planlıyor. Ancak ABD, gönül rahatlığıyla........
