menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Değişmemenin dayanılmaz ağırlığı

6 1
07.02.2026

Diğer

07 Şubat 2026

Değişme kavramı, sosyal bilimlerin en netameli sözcüklerinden bir tanesidir ve içinde yaşadığımız ülke açısından söz konusu kavramın nereye karşılık gelmekte olduğunu ortaya koyabilmek son derece güçtür. Sosyoloji literatüründe değişme ele alınırken fiziki-coğrafi etkenler, demografik değişimler, bilim, teknik ve eğitimdeki gelişmeler, iktisadi etkenler, din ve dünya görüşündeki değişim ve sosyal hareketler üzerinden değerlendirmeler gerçekleştirilir. Değişen üretim ilişkileri sosyal, politik ve entelektüel yaşamdaki değişiklikleri de belirlemektedir. Bu açıdan sanayi devrimi sonrası yaşanan büyük değişim dalgası hem yaşantılarımızı hem de içinde yaşadığımız dünyayı bambaşka bir hale dönüştürmüştür. Sanayi devrimi ile insanın yeryüzündeki yolculuğu boyunca bu yerküredeki nüfus ilk kez 1800 yılında bir milyar rakamına ulaşmış ve sadece bir yüzyıl içerisinde bu rakam iki katına çıkmıştır. Sekiz milyarlık bir nüfustan söz ettiğimiz şu günlerde ise bu rakamın yarattığı etkiyi başta su kaynakları ve gıda olmak üzere yeniden düşünmek durumundayız.

Değişme kavramının farklı saikler üzerinden okunması gerektiği gerçeğini çoğu kez ülkemizdeki siyasetçiler es geçmek suretiyle kendi dönemlerinin geçmiştekilere oranla ne kadar farklı olduğunu ortaya koymak amacıyla kullanmayı tercih etmektedirler. Bu ise bazı hallerde hiç beklenilmeyecek kadar komik durumların oluşmasına yol açmakta ve siyasilerin inandırıcılıklarını yitirmelerine neden olmaktadır. Ancak onların inandırıcılıkları kadar bu kişileri siyaset mekanizmalarında yükseltip/yüceltip bir yerlere getirenlerin de benzer eğilimler içerisinde olmaları asıl meselenin çok daha derinlerde olduğunu ortaya koymaktadır. Ülkemizde olup bitenlerin sayısal veriler üzerinden anlatılması ve bunların adeta bir övünç kaynağına dönüştürülmesi 1960’lı yılların ortasından itibaren alışıldık bir hal almıştır. Açılan barajlar, köprüler, kazandırılan otoyol miktarları, hastaneler, fiber optik kablolar vb. gibi onlarcası icraat olarak orta yere saçılmıştır. Batının tekniğini almak suretiyle bir yerlere gelme düşüncesi içerisinde her nedense muhafazakarlık denilen kavramın içeriğini doldurma noktasında da şekilsellikten ileriye gidememişiz. Belki de bu yüzden ülkenin en büyük inşaat faaliyetleri 1950 sonrasındaki hükümetlerce başlatılmış ve bundan ecdat yadigarı olarak nitelendirilen eserler de nasibini almıştır.

Öyle büyük büyük laflar etmek yerine son derece basit ve bilindik bir durum üzerinden yaşamlarımızın aslında çok da değişmediğini hatta değişmemenin ızdırabının her geçen yıl biraz daha fazla arttığını bir örnek üzerinden anlatmak istiyorum. Ülkemiz hızla kuraklaşan bir iklimsel yapıya doğru yol almakta ve bunun karşılığında gerek merkezi yönetimimiz gerekse de yerel yönetimlerimiz birbirleriyle didişmenin dışında herhangi bir çözüm üretme aşamasına geçebilmiş değiller.........

© T24