Atatürk suçludur...
“Gençlerden Atatürk’e Mektup” yarışmasına, bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) izin vermemiş.
Asıl suçlu, MEB değil elbette...
Asıl suçlu, Atatürk’tür...
Çanakkale Savaşı’nda, Osmanlı’nın başkentini ve padişahı dört kez kurtardığı için, suçludur.
İstiklal Savaşı’yla, vatanın ve milletin namus ve şerefini kurtardığı için, suçludur.
Vatanı işgalden kurtardığı için...
Camide ezan okunabildiği, şanlı bayrak dalgalanabildiği için, çok suçludur.
35 padişahın türbesini, işgalcilerin ayakları altından kurtardığı için suçludur, Atatürk...
Fatih Sultan Mehmet’in emaneti İstanbul’u kurtardığı için, çok suçludur.
Türklerin idam fermanı Sevr Antlaşması’nı çöpe attığı için suçludur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu, Lozan başarısını elde ettiği için çok suçludur.
Cumhuriyet’le ümmeti millet, kulu değerli birey yaptığı için suçludur.
Osmanlı’dan Genç Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilen felaket tablosunu, tüm dünyanın gıptayla baktığı bir mucizeye çevirdiği için suçludur.
29 Ekim 1923’te, Cumhuriyet ilan edildiğinde...
Türkiye’nin nüfusu 13 milyondu.
Okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4.
Ülkede; 72 ortaokul, 23 lise, bir üniversite vardı.
Çocukların ancak dörtte biri okula gidebiliyordu.
Arapça, Farsça ve Fransızca Türkçeyi istila etmişti.
40 bin köyün 37 bininde okul, yol, posta yoktu.
Dört mevsim kullanılabilecek karayolu, yok denecek kadar azdı.
Toplam karayolu uzunluğu, sadece 2500 kilometreydi.
Demiryolu uzunluğu 4112 kilometre, ancak bir metresi bile bize ait değildi.
Denizcilik yok gibiydi.
Donanma, II. Abdülhamit döneminde Haliç’te çürütülmüştü.
Tüm ülkede, sadece 337 doktor, 434 sağlık memuru, 60 eczacı bulunuyordu.
Trahomlu insan sayısı üç milyondu;........
