menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tank değil tanker savaşı

38 0
24.03.2026

Bir dönem dünya ekonomisini anlamak için tek bir anahtar yeterliydi. Petrol ve dolar.

Petrol satılırdı... Dolar kazanılırdı... O dolar yine Amerikan tahvillerine dönerdi. Buna petrodolar sistemi denirdi. 1974’ten beri ABD’nin düzeni buydu.

Bugün o sistem hâlâ ayakta. Ama artık yalnız değil. Madalyonun bir de diğer yüzü var. Ve o yüz çok daha karanlık, çok daha karmaşık.

Hikayeyi denizin ortasından başlatalım. Çünkü bu yeni sistem karada değil, açık denizde kuruluyor.

Bugün Çin’i çevreleyen sularda, gözle görülmeyen bir petrol ağı var. Tankerlerin içinde bekleyen, limana uğramayan, kaydı bulanıklaştırılmış petrol...

Yaklaşık 150 milyon varil İran ham petrolü, “floating storage” dediğimiz yüzer silo (depolama) yöntemiyle denizin ortasında tutuluyor.

Bu petrol aslında satılmış. Ama ortada klasik bir satış yok. Çünkü bu ticaretin amacı para kazanmak değil ambargoyu aşmak.

İran petrol satıyor ama karşılığında para almıyor.

Sistem şöyle çalışıyor...

Çin’de uluslararası denetimden kaçabilen bağımsız küçük rafineriler, “teapot” (çaydanlık) olarak bilinen şirketler, İran petrolünü satın alıyor. Ama bu alım limanda yapılmıyor. Açık denizde, iki tanker arasında...

İran önce petrolünü Hürmüz’den yolluyor. Bu petrol silolara konuluyor.

Daha STS (tankerden tankere) transferiyle kritik hamle geliyor. Küçük şirketlerin tankerleri petrolü kendi şileplerine çekiyor. Ama........

© Sözcü