“BABAM, BAŞBUĞ TÜRKEŞ”
Türk siyasal hayatının önemli figürlerinden Alparslan Türkeş, yalnızca bir siyasi lider olarak değil; fikirleri, mücadelesi ve yetiştirdiği nesillerle de derin izler bırakmış bir isim olarak hafızalarda yer edinmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucu lideri olan Türkeş’in kızı Ayyüce Türkeş Taş ve eşi Egemen Taş ile gerçekleşen bir yemekte buluştum. Hem geçmişe dair hatıralar hem de bugüne ışık tutan değerlendirmeler paylaşıldı.
Onu en yakından tanıyanlardan biri olan kızı Ayyüce Türkeş Taş ile yapılan sohbet, bu güçlü karakterin hem insani hem de ideolojik yönlerini daha iyi anlamaya imkânını buldum.
Hâlen İYİ Parti Adana Milletvekili olarak görev yapan Türkeş Taş, aynı zamanda Türk Dünyası ve Yurt Dışı Türklerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürüyor. Akademik birikimi ve özel sektördeki deneyimiyle ekonomi, finans ve bankacılık alanlarında da dikkat çeken bir geçmişe sahip.
Babası Alparslan Türkeş’i anlatırken duygusal anlar yaşayan Ayyüce Türkeş Taş, sözlerine 4 Nisan’ın kendileri için taşıdığı anlamı vurgulayarak başladı. Bu tarih, Türkeş’in vefatının 29. yıl dönümü olması sebebiyle yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda onun fikirlerini yeniden hatırlama ve anlama vesilesi oldu.
Türkeş’i sadece bir baba olarak değil, bir lider olarak da anlatan Türkeş Taş, onun yalnızca yedi evladını yetiştiren bir aile büyüğü değil; aynı zamanda Türk milleti ve Türk dünyası için de nesiller yetişmesine katkı sağlayan bir dava adamı olduğunu ifade etti. Onun, milletin gönlünde derin bir yer edindiğini ve “Başbuğlar ölmez” sözleriyle her yıl daha güçlü bir şekilde anıldığını dile getirdi.
“Babam Başbuğ Alparslan Türkeş, yalnızca benim gibi yedi evladını yetiştirmekle kalmamış; aynı zamanda Türk Milleti’ne ve Türk Dünyası’na hayırlı nesiller kazandırılmasına da vesile olmuş bir liderdi.
Allah ona, Türk milletinin gönlünde derin bir yer edinmeyi nasip etti. Öyle ki, adına yazılan mısralarla, her yıl daha gür bir sesle yankılanan “Başbuğlar ölmez” haykırışıyla anılmaya devam etmektedir.
Ancak Başbuğ Türkeş’i yalnızca anmak yeterli değildir; asıl önemli olan onu anlamaktır. Bu nedenle, gelin 17 Kasım 1950’deki genç Alparslan Türkeş’in düşüncelerine kulak verelim:
“Türk tarihi okuyarak 18. yüzyıldan 20. yüzyıla doğru yaklaştıkça gönlümü büyük bir hüzün kaplar. Ruhumu dinmeyen bir kızgınlık ve hareket ihtiyacı sarar. Sürekli geri çekilen ordular, düşen kaleler, indirilen bayraklar, terk edilen topraklar… Yüzyıllardır süren göçler, açlık, sefalet… Her yenilgiden sonra........
