menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayat neden bu kadar ağırlaştı? - 1

17 0
22.04.2026

Bu yazının, uzun sürecek bir dizinin ilk üyesi olmasını umuyorum... Konuya direkt, Ekim 2024 tarihli bir yazımdan bir Bertell Ollman alıntısıyla başlayayım:

"1987 yılında bir grup uzay bilimci, milyonlarca galaksiden oluşan devasa bir yapının keşfedildiğini duyurdular. 'Büyük çekici' (great attractor) ismini verdikleri bu kozmik yapının güneş sistemi ve dolayısıyla da gezegenimiz ve bizim üzerimizde büyük bir çekim etkisine sahip olduğunu söylüyorlardı. 

Gazetecilerin biri bu uzay bilimcilere 'Madem bu kadar büyüktü, keşfetmemiz neden bu kadar uzun sürdü?' şeklinde bir soru sorduğunda içlerinden biri, bu kadar büyük olduğu için bu sistemi görmekte zorluk çektiklerini söylemişti. 

Kapitalizm de işte bu 'büyük çekici' gibi bir şeydir. İnsanların onu görememesinin sebebi 'küçük' olması değil, tam tersine onun her yerde olmasıdır. Ne kadar büyük olursa olsun, onun içinde yaşanan hayatları layıkıyla anlamlandırabilmek için bu büyük çekiciyi, kapitalizmi görmemiz kesinlikle hayati bir öneme sahiptir."

Türkiye’de ve dünyada olup biteni yalnızca demokrasi, otokrasi, enflasyon, faiz, döviz, kriz, asayiş, işsizlik gibi başlıklara ayırarak okumaya kalktığınızda, görünüşte çok şey söylemiş, gerçekte ise meselenin özünü ıskalamış olursunuz. Çünkü yaşadığımız tablo, birbirinden kopuk ekonomik "arıza"ların ya da kötü yönetim örneklerinin üst üste binmesinden ibaret değil. Daha köklü, daha derin ve uzun zamandır olgunlaşan bir çözülme haliyle karşı karşıyayız. Ücretlerin erimesi, barınmanın bir hak olmaktan çıkıp ayrıcalığa dönüşmesi, gençlerin geleceğe güvensiz bakması, suç oranlarının tavan yapıp suça sürüklenen çocuk kavramının her evde tartışılır olması, ruhsal çöküntülerin yaygınlaşması, halk sağlığının alarm veriyor olması ve diğerleri; bunların hiçbiri tesadüfen yan yana gelmiş ve birden yayılmış değildir. Türkiye’de de dünyada da yaşadığımız kriz, sadece kötü yönetim değil; piyasanın her şeyin önüne geçtiği, insanın, emeğin, ailenin, gençliğin ve sağlığın üzerine çıkartılmasıyla oluşan bir düzen krizidir. 

Gündelik tartışmalarda birbirinden bağımsızmış gibi ele alınan sorunların, gerçekte nasıl aynı kaynaktan beslendiğini anlatmak, özellikle de köşe yazısı formatına sığdırmak kolay değil. Bugünün Türkiye’sinde gençlerin neden daha kaygılı, daha yorgun, daha öfkeli ve daha umutsuz olduğunu konuşacaksak, bunu yalnızca toplumsal ya da bireysel psikolojinin sınırları içinde yapamayız. Gençlerden bahsederken aile ve toplum yapısındaki aşınmayı ele alacaksak, bunu yalnızca moderniteye dair ya da ahlakçı yakınmalarla açıklayamayız. Toplum yapısına girmişken sosyal medyanın hayatlarımız üzerindeki tahribatını anlamaya çalışacaksak, meseleyi birkaç teknoloji şirketinin eleştirisine indirgememiz yetmez. Kiraları, ücretleri, borçlanmayı, çalışma rejimini, toplumun bireyselleşmesi ve insanların........

© soL