Takkeli Kapitalizm
Takke, Müslüman erkeklerin namaz kılarken veya günlük hayatta başlarını örtmek için kullandıkları, kubbe biçimindeki başlık. Takke, “takiye” ile akrabadır. Biri başı korumak, diğeri korunmak için inancı saklama anlamına geliyor. Esası saklamak-korumaktır. Saçları kapatacak ve alnı açıkta bırakacak, kubbeye benzeyen şeklini belirleyen bu ihtiyaçtır. Sonra fes veya kavukların altına esas başlığın terden kirlenmesini önlemek için de takıldı. Her durumda koruyucudur.
Kippa ise görünümünden anlaşılacağı gibi “kubbe” anlamındadır. Şekli de işlevi de takke ile aynıdır. Haliyle “takke”nin “kippa”dan geldiği açıktır. Yani takkenin kökeninde kippa var. Takkeli Kapitalizm, eninde sonunda Kippalı Kapitalizmdir. Altında ticaret ve çıplak bir kâr güdüsü var.
Sosyalizmin çok yüksekte olduğu 1960’lı yıllarda takkenin altında eşitlik ve sosyalizm aramak moda olmuştu. Müslüman Kardeş Mustafa Sibai ve Marksizm’e meyilli Ali Şeriati bu arayışı derinleştirmeye çalışıyordu. Haliyle İslam ve Kapitalizm ilişkisi üzerine kafa yoran düşünürler ve eserler de ortaya çıkmaya başlamıştı. En bilineni ilk baskısı 1966’da yapılan “İslam ve Kapitalizm”dir. Yazarı Maxime Rodinson Paris'te, Rusya'dan göç etmiş bir Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Anne-babası Auschwitz kurbanları arasındaydı. Marksist bir tarihçi olarak ün yaptı. İlgi alanı Orta Doğu ve İslam tarihiydi. Marksist’ti ama her türlü örgütlülükten uzak duruyordu. Bir partiye bağlanmakla bir dine bağlanmak arasında fark olmadığına inanıyordu.
Rodinson, “İslâm kapitalizmin gelişmesinin önünü mü açtı yoksa engel mi çıkardı” diye soruyordu. İslâm kapitalizmin ne lehinde ne de aleyhindedir; cevabı budur. Peki aradığı nedir? Şöyle özetleyebilirim, İslam’ı rasyonelleştirmeye çalışıyordu. İmkânsız bir çabadır, olmadığını biliyoruz.
Rodinson “İslam ve Kapitalizm”inde kazanç veya çıkar peşinde koşmaya kötü gözle bakan dinler olmakla birlikte İslam’ın bunlardan biri sayılamayacağını hatırlatarak şunları not ediyor: “Kuran sadece dünya nimetlerini unutmamak gerektiğini değil, aynı zamanda maddesel yaşam ile ibadetin bir arada yürütülebileceğini, hac sırasında bile ticari etkinlikte bulunabileceğini söyler. Hatta ticari kazançları ‘tanrının lütfu’ olarak nitelendirir.” Ne olabilir ki başka? Köleci toplum ile feodalizm arasında bir yerde, kim bundan öte bir eşitlik düşü kurabilir? Köleye merhamet et, ölçülü çal, çok zenginleştiysen servetinin küçük bir bölümünü yoksullara dağıt, sonra dostlar alışverişte görsün…
Fakat her ne olursa olsun Batı İslam ile büyülenmeye pek istekliydi. Komünizmden korkuyordu ve onu durduracak........
