Kaybedilen özlemler ve bir kadın portresi
Bir kadın portresi, romantikleri neden bu kadar derinden etkilemişti?
Çünkü onlar bu yüzde yalnızca bir insanı değil, bir çağın kaybettirdiklerini ve kendi özlemlerini aynı anda görmüşlerdi.
Belki ilk bakışta sessizliği ve kırılganlığı… Ama aslında, adaleti sağlayan şiddet ile masumiyetin aynı anda var olabileceği fikrini.
Bugün genellikle “Beatrice Cenci” olarak bilinen türbanlı genç kadın portresi, Goethe’den Shelley’ye, Byron’dan Delacroix’ya kadar pek çok romantik sanatçı ve yazarı büyüledi. Johann Wolfgang von Goethe’nin bu yüz için söylediği şu cümle boşuna değildir:
“Başka hiçbir yüzde görmediğim bir şey var.”
Romantiklerin bu resimle kurduğu ilişki yalnızca estetik değildi. Onlar bu yüzde modern dünyanın bastırdığı bir hakikati arıyorlardı. Acı çekmiş ama hâlâ saflığını koruyabilmiş insan fikrini.
18. yüzyıl sonundan itibaren Avrupa’da sanat anlayışı büyük ölçüde değişmeye başlamıştı. Sanayileşme, modern kent yaşamı ve hızla büyüyen kapitalizm bireyi giderek anonimleştiriyor, yalnızlaştırıyor ve mekanikleştiriyordu. Romantizm tam da buna karşı doğdu. Akıl, düzen ve klasik ölçü yerine duygu, melankoli, trajedi, iç dünya ve ulaşılamayan güzellik fikri öne çıktı.
Bu yüzden romantik sanatçı için portre artık yalnızca bir kişinin görüntüsü değildi. Bir ruh hâlinin taşıyıcısıydı.
Bu resimde romantikleri etkileyen şey de tam olarak buydu: figürün aynı anda hem yakın hem uzak görünmesi. Kadın doğrudan izleyiciye bakar ama sanki burada da değildir. Romantik estetiğin........
