menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir emekçi cumhuriyetinde gündelik hayat

43 84
15.02.2026

Son dönemde düzenin pislikleri ve halk düşmanlığı ortaya döküldükçe içimiz karardı: Küba’nın halkını yok etmek üzere ABD tarafından ablukaya alınması, Epstein kanalizasyonunun patlaması, Venezuela, İran operasyonları vb.

Bu gelişmelerin zıtlarını da aktive ettiği ve emekçi halkların önünde olanaklar açtığı yazdık. Yine de biraz yüzümüzü aydınlatacak bir şeylere ihtiyaç var.

Üstelik 2026 önemli bir yıl olacak Cumhuriyetçilerin Birliği için.

Bu yıl gerçekleşecek Cumhuriyetçiler Kurultayı öncesinde ve sonrasında halkımızla birlikte çaplı bir zihin egzersizi yapacağız. Her hücresinden akılsızlık, kötülük, gericilik ve halk düşmanlığı akan düzenin yerine ayağa kaldırılan bir emekçi cumhuriyetinin nasıl olacağını ve neye benzeyeceğini ortaya koymaya çalışacağız. Bu egzersiz düzenin dar ve insanlığa bir gelecek vaat etmeyen ufkunu aşmamızı kolaylaştıracak, çok daha umutlu, kalabalık ve istekli olarak Cumhuriyet mücadelesine katılacağız.

Bugün büyük olaylardan bahsetmeyelim, devletçilik, planlama, sanayi, tarım, ticaret vb. 

Gündelik yaşantımızda bize artık çok normal gelen olayların değişebileceğine ilişkin bazı konuları gözden geçirelim.

Basit ve küçük değişiklikler…

Örneğin, büyük şehirlerde yaşayan herkesin cebinde metro/otobüs kartı bulunuyor, turnikeler veya kart basma makineleri yaşamımızın doğal parçası haline geldi.

Peki, bir emekçi cumhuriyetinde bunlara gereksinim olacak mı?

Bugünle karşılaştırıldığında çok daha gelişkin bir genel ulaşım neden ücretli olsun, insanlar çalışmaya gidip gelirlerken neden kendi ücretlerinin bir kısmını yola versinler?

Düşünün bir metronun geniş kapılarından içeri girerken turnike demirlerine gövdenizi çarpmadan geçtiğinizi.

Ayrıca bir emekçi cumhuriyetinde o kadar fazla yolcu da olmaz. Bugünkü kalabalık düzenin yarattığı kaostan doğuyor. İnsanlar sürekli evsiz ve işsiz kalarak yaşıyorlar. Eğer devlet işle birlikte ev de sağlıyorsa o zaman her mesaiye başlama ve bitirme saatinde dev kitlelerin bir kentte oradan oraya yer değiştirmesine gerek olmayacak demektir.

Ev demişken yaşamımızın ayrılmaz parçası olan emlakçı, depozito ve kira meselelerine bakalım. 

Bir emekçi cumhuriyetinde ev yatırım aracı olabilir mi? Bazılarının birçok evi varken çoğu emekçinin barınma sorunu yaşamasına nasıl izin veririz?

Cumhuriyeti yıkanlar lojmanları da ortadan kaldıranlardı.

Oysa iş aynı zamanda lojman demektir. Lojman demek işle bütünleşmiş, parkı, kreşi, yemekhanesi, kütüphanesi ile bir yaşam alanıdır. 

Çok zor mu bunu hayal etmek ve sonra gerçekleştirmek?

Böyle bir yaşam yeni bir kent demektir.

Şimdi ise yolda yürümekten bile nefret ediyorsunuz.

Kaldırımlar dar ve arabalar tarafından işgal edilmiş, evlerin otoparkları için Cumhuriyet’in diktiği güzelim orman ağaçlarının kesilmesine belediyeler göz yummuş, bir sokakta üç sıra araba park etmiş.

Hele bizim orada ünlü bir pastane var, müşteriler arabalarını park etsin diye kaldırım neredeyse 45 derece eğilimli. İnsanın başı dönüyor, denge duyusu bozuluyor yürürken.

Hani Cumhuriyet halkın egemenliğiydi? Egemen olanın uluslararası alanda faaliyet gösteren otomobil tekellerinin patronları olduğu anlaşılıyor. Türkiye’yi bir pazara çevirmekle kalmadılar, bütün yaşamımızı daha çok araba bir kente sığsın diye düzenlediler.

Bir emekçi cumhuriyetinde tek bir kaygı olacaktır, emekçi halk nasıl daha iyi ve refah içinde yaşar.

Tabi bir uygarlık aracı olarak uçaklar ulaşımda kullanılacak.

Sizce uçuş tarihi yaklaştıkça biletin fiyatı artar mı? Yoksa neyse yolculuğun bedeli fiyat sabit mi kalır? Bu alçaklık sermayenin çıkarları kokmuyor mu?

İnsani olmayan iki koltuk sırası arasındaki mesafe, bariz toplumsal farklılığı yansıtan business ve ekonomi sınıfı diye ayrılan bölümlerdeki farklılaşan hizmetler… Şirketlere sattığı bileti başkalarına da satma hakkı veren yasa!

Bir emekçi cumhuriyetinde çocuklarımıza bunları anlatınca kulaklarına inanamayacaklar.

Tabi ki internet ulaşımı ve bilgisayar teknolojileri yaygın şekilde kullanılacak.

Ama bugün nedir o, bir habere bakacaksınız, önünüzü sürekli olarak reklamlar kesiyor. Haberi okuyabilmek için reklamın bir köşesine tıklamanız gerekiyor. 

Ama sefil bir akıl reklama daha uzun süre maruz kalmanız için fikir geliştiriyor belli ki, tıklanacak nokta geç çıkıyor veya alışmadığınız bir yerde bulup tıklamanız gerekiyor.

Hele sosyal medya kullanımında sürekli olarak elle ekranı kaydırma hareketi.

Bu hareket şimdi ne kadar yaşamın doğal parçası gibi geliyor. 2000 sonrası doğumlular bir insanın kulağı burnu olması gibi bunsuz bir öncesi ve sonrası bir tarihsel dönem olmamış, olmayacak gibi düşünüyorlar.

Oysa bu eylem teknoloji ve sosyal medya tekellerinin bir bağımlılık yaratma taktiğinden başka bir şey değil. Kısa süreli ve kontrol edemediğiniz veya ettiğinizi sandığınız uyarılar özellikle üretiliyor. Her bir uyarı beyninizde bir dopamin salgılanması yaratıyor.

Üstelik milyarlarca insanı kendilerine bağımlı hale getirirken siyasi olarak yönlendiriyorlar, toplumsal davranış eğilimlerini depolayıp insanları kategorize ediyorlar. 

Bir emekçi cumhuriyeti insanların çok yönlü gelişmelerine, yaşamın birçok yönünden zevk almalarına, gelişkin bir üretim sürecinin içinde bulunmalarına özen gösterir.

Geçenlerde genç bir bilim insanının yaşamına son vermesi ile sarsıldık. Ne o, kumar bağımlılığı.

İnternetten bu kadar kolay ulaşılabilen kumar siteleri olabilir mi bir Cumhuriyette? Devlet insanlarını bu kadar korumasız bırakabilir mi?

Cumhuriyet’in bir sermaye diktatörlüğü rejimine döndüğünü fark ediyoruz nereye baksak.

Bu yıl tüm halkımızı Nasıl bir emekçi Cumhuriyeti? tartışmasına katkı koymaya davet ediyoruz. Nasıl yaşamak istediğimiz nasıl bir irade yükselteceğimizle ilişkili çünkü.


© soL