menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyasi bir cenaze ve bizim Deniz Göktaş

32 0
03.07.2026

Bu hafta Filistinli yönetmen Annemarie Jacir’in Filistin 36 filmi üzerine yazmak üzere bilgisayar başına oturmuştum. Yazıyı biraz ilerletmiştim ki önüme Deniz Göktaş’ın ülkesine dönerken havaalanında gözaltına alındığı haberi düştü. 

Günlerden 2 Temmuz’du. 

Deniz Göktaş’ın gözaltına alınma gerekçesi “halkın bir kesiminin dini değerlerini aşağıladığı” iddiası. Mizahtan suç çıkar mı, ülkesine dönen insan gözaltına alınır mı sorularını sormanın anlamsızlaştığı bir ülkede yaşıyoruz; kabul. 

Ama günlerden 2 Temmuz’du. 

2 Temmuz’da, yani dini değerlerinin aşağılandığını ileri süren bir grup gericinin Sivas’ta diri diri insan yaktığı bir katliamın yıldönümünde, Deniz Göktaş mizah yoluyla bir kesimin dini değerlerini aşağılamaktan gözaltına alındı.

2 Temmuz 1993 günü Madımak’ın önüne toplanan gerici güruh da mizah yazarımız Aziz Nesin’i dini değerlerini aşağıladığı gerekçesiyle yakmak istemiş, Nesin son anda yakılmaktan kurtulmuş ancak 33 aydınımız yanarak can vermişti. 

Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması için bu tarihin bilinçli olarak tercih edildiğini zannetmiyorum. Ancak 2 Temmuz günü Aziz Nesin’in yolundan giden genç bir mizahçıyı, üstelik Alevi olduğu bilindiği halde gözaltına almak, bu toplumun büyük bir kesimine “sizin hassasiyetleriniz bizim için hiç hükmündedir” demek anlamına geliyordu. 

Oysaki Deniz Göktaş gösterisini Youtube’a yüklediği günün sabahında gözaltına alınmayınca, AKP iktidarının kalemşörleri bile rotayı şaşırmış, yaşanan gecikmeyi yorumlamaya başlamışlardı. Aslında hepsi aynı şeyi söylüyordu: Deniz Göktaş’ın “başına işler gelecekti”, hemen gelmemişti ancak bir süre sonra mutlaka gelecekti. Zannettikleri kadar uzun beklemeleri gerekmedi. 

2 Temmuz günü ülkesine dönen Deniz Göktaş, havaalanında gözaltına alındı, sonra da Emniyet’te ters kelepçeli görüntüleri çekilerek servis edildi. Pek çok kişi “neden” sorusunun anlamsızlaştığını düşünse de bu yapılanların altında yatan dinamikleri hatırlatmadan siyaset yapamayız. 

Çok tekrarlandı biliyorum ama düğüm noktası yine aynı: Bu iktidar, artık halkı ikna yoluyla yönetme kabiliyetini kaybetti. Yönetebilmek için halk içindeki farklılıkları düşmanlaştırmaya ihtiyacı var. “Türbanlı........

© soL