NATO’ya karşı savaşım
“Katıksız şekilde Amerikancı/NATO’cu bir çizginin benimsenmesinin” AKP ve Erdoğan döneminin değişmeyen tek gerçekliği olduğunu vurgular sevgili Fatih Yaşlı, Ortaklaşa dergisindeki (Sayı 7, Nisan 2026) “Amerikancılığın kısa tarihi” yazısında.
Bu gerçeklik hukukla açıklanamayacak, iflah olmaz bir bağımlılığı anlatır. 1949 Kuzey Atlantik Andlaşması, Türkiye'nin 1952'de bu Andlaşmayı imzalaması, Anayasanın 90. maddesindeki usul ve yükümlülükler, Andlaşmanın yasa hükmünde olması, Andlaşma hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulamaması gibi hukuksal başlıklar NATO’yu analize yetmez. NATO hukuk tanımazken NATO’ya karşı hukukla savaşıma da "dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı" denir.
Emperyalizme karşı kurtuluş savaşıyla kurulan Cumhuriyet çeyrek yüzyılı bile tamamlamadan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonuna, otuz yılı tamamlamadan NATO’ya girilerek, ABD ile sarmaş dolaş olunarak teslim edildi emperyalizme. 27 Mayıs 1960’taki Türk Silahlı Kuvvetleri Bildirisinde “NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız” denildi.
12 Eylül’de ve devamında da kayıtsız koşulsuz sürdürülen bağımlılıkla olmazsa olmaz bir örgüt olarak kanıksatılan NATO, kuruluş yıllarında ve devamında karşısında olunan SSCB ve diğer sosyalist uluslar dağıldığı halde daha güçlü ve........
