menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs Gazisi neden Yunanistan’da iyi biliniyordu?

72 0
11.04.2026

Askeri manganın omuzladığı Türk bayrağına sarılı tabut orak çekiçli Komünist Partisi bayrakları arasından geçti.

Doğan Avcıoğlu’nun gerçekleşmeyen hayalleri gibiydi.

Kandil’in arkasından taziye yayınladığı ilk ve muhtemelen son TSK gazisi olan Yalçın Küçük’ün tüm hayatını özetleyen bir andı bu veda

Sonra devrimci sloganlar imamın sesiyle kesildi: “Nasıl bilirdiniz?”

“İyi bilirdik” ama herkes kendi bildiği Yalçın Küçük’ü kastediyordu galiba

60’lar ve 70’lerin DPT kökenli, TİP’li Yalçın Küçük’ü, 80’lerin anti-Kemalist Yalçın Küçük’ü, 90’ların PKK ideoloğu Yalçın Küçük’ü ve 2000’lerin dönme avcısı, ulusalcı, Kemalist Ergenekon sanığı Yalçın Küçük’ü…

Fil gibi herkesin kendince tarif ettiği, favori bir Yalçın Küçük’ü var.

Bu bir entelektüel başarı mı, sosyal medyanın olmadığı zamanların da etkisiyle bir hafızasızlık mı yoksa Türkiye’deki kutuplaşmadaki “bizim adam”cılığın bir sonucu mu?

Kıbrıs gaziliği ve askeri tören, kırmızı kaşkoldan daha renkli bu hayat hikayesinin sürpriz finaliydi.

Hiç bilmeyenler bunu Küçük’ün giderayak derin devletin adamı kimliğinin ifşası gibi gördü.

Halbuki Yalçın Küçük’ün Kıbrıs gaziliği 2009’da büyük bir tartışmayla ortaya çıkmıştı.

Kurtlar Vadisi ile tanınan tiyatrocu Atilla Olgaç, Kıbrıs Harekatı sırasında esir alınan 10 Rum’u öldürdüğünü söyleyiverince hakkında soruşturma açılmış, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gelen Yalçın Küçük de soruşturmayı yürüten savcıya tanık olarak ifade vermişti.

Küçük, Olgaç ile birlikte Kıbrıs’ta bulunduğunu anlatarak, ”Atilla Olgaç’ın esir alınan Rumları öldürmesi mümkün değildir. Bu savaşta da Türk Ordusunun geleneklerinde de olmaz. Aynı rütbedeydik ancak bir yere beraber gittiğimizde komuta bende olurdu. Atilla’nın söylediklerinin olmasının imkanı yok. Atilla, hayatının her yerinde olduğu gibi tiyatro oynadı. Savaşı da tiyatro zannediyordu” demiş, savcıya ve gazetecilere delil olarak da Kıbrıs anılarını kaleme aldığı kitabı göstermişti.

Yalçın Küçük, neden Kıbrıs söz konusu olduğunda bir anda ortaya çıkmıştı bilinmez.

Ama onun Kıbrıs Harekatı ile ilgili esas anı kitabı Yunanca olarak çıktı ve bugüne kadar da Türkçe’ye hiç çevrilmedi.

Ve o kitaptaki Kıbrıs hatıraları 2000’lerden sonra anlattığı Kıbrıs gaziliği kahramanlık hikayelerine hiç benzemiyordu.

Kitaba geçmeden önce 1990’lara geri dönmeliyiz.

Çünkü, 1993’de Atatürk üzerine eleştirel kitapları ve PKK’ya desteği yüzünden Türkiye’den ayrılıp Paris’te siyasi sığınmacı olarak yaşamaya başlayan başka bir Yalçın Küçük vardı.

Avrupa yıllarında MED TV’de Öcalan’ın Bekaa’dan ve Şam’dan telefonla bağlandığı programlarda, örgütün gazetelerinde, Avrupa’daki PKK mitinglerinde görülüyordu.

Sıkı bir Türkiye muhalifiydi.

Dört yıllık Paris sürgününden sonra Atatürk’e hakaret ve bölücülük suçlarından hakkında tutuklama kararları olan Türkiye’ye, Cumhuriyet’in 75’inci yılı için dönmeye karar vermişti.

Tam 75’inci yıldönümünde, 29 Ekim 1998 günü sınırdan geçmeye karar vermişti. Dönerse hapse gireceği kesindi.

Ama Paris’teki Fransızlardan ve evsahipliği yapan Kürt gruplardan pek memnun olmadığı için sürgün hayatını bitirmek istiyordu.

Türkiye’de Susurluk kazası sonra yaşanan derin devlet temizliği ve 28 Şubat sonrası yaşanan süreçten umutlanmış da olabilir.

Ama dönmeden önce bugünlerde pek kimsenin hatırlamadığı çok tartışılacak bir şey yaptı.

Bizzat katıldığı ikinci Kıbrıs Harekatı’ndaki tanıklıklarını bir Yunan gazeteciye anlatmaya karar verdi.

1998’de Paris’te Yalçın Küçük’le günlerce konuşan gazeteci Sofia Iordanidou’dan okuyalım:

“1998’de, Mega Channel’da İletişim Direktörlüğü görevimden ayrıldığım gün, Fransa’daki gazeteci bir arkadaşım beni aradı. Bana, Kıbrıs müdahalesinin ikinci aşamasına aktif olarak katılmış bir Türk aydın ve yazarla yakın ilişkisi olduğunu söyledi.

Paris’te sürgünde yaşayan Yalçın Küçük, Türkiye’ye dönüp yetkililere teslim olmaya karar vermişti. Yazdıkları nedeniyle sansürlenmiş ve mahkûm edilmişti. Teslim olmadan önce ise 1974’teki Kıbrıs müdahalesine dair deneyimlerini bir Yunan gazeteciye anlatmak istiyordu.

1998 Şubat’ında, Yalçın Küçük’ün yıllardır kendi isteğiyle sürgünde yaşadığı Paris’teki dairesindeydim ve onunla röportaj yapıyordum.

Bana Attila-2 (Kıbrıs Barış Harekatı’na Yunanlıların verdiği isim) sırasında Türk ordusunun işlediği suçlardan söz etti.

Röportaj birkaç gün sonra Yunan televizyonunda yayımlandı.

Yunanistan ile Kıbrıs’taki televizyonların ana haber bültenlerinde yayımlandı.

Bu, o zamana kadar bir Türk subayının ağzından gelen ilk güçlü tanıklıktı. Yalçın Küçük, müdahalenin korkunç anlarını anlatma cesaretini gösteren tek Türk subaydı.

Röportaj sırasında kayıp yakınlarından özür diledi ve yıllarca sakladığı, bir Kıbrıslı askere ait baş harfleri taşıyan bir yeleği aileye teslim etti.

Büyük yankı uyandırdı.”

İlk kez Kıbrıs Harekatı’na katılan subayın gözyaşları içindeki itirafları Yunan ve Rum medyasında büyük bir yankı uyandırmıştı.

Tabii ki ertesi gün de Türk medyasında.

Hürriyet gazetesi, röportajı “Yalçın Küçük’ün büyük ihaneti” başlığıyla haberleştirdi:

“Kıbrıs Barış Harekâtı’na subay olarak katılan sol görüşlü yazar Yalçın Küçük, Rum Televizyonu’nda şov yaparak Türk askerlerini barbar gibi gösterdi. Röportaj boyunca sık sık ağlayan Küçük, önceki gece Rum Antenna Televizyonu’nda yayınlanan ‘‘anılarında’’........

© Serbestiyet