menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ambalajındaki değerler ve Yorgun Demokrat

13 0
previous day

Hayatı -şanslıysa- radyoyla geçen “bir neslin ahfadıyız”. Bizim de çocukluğumuz öyle… Şarkılarla, sabahları uyandıran “Yurttan Sesler”le-türkülerle ve elbette marşlarla büyüdük. Cümlemi okkalı kılan son üç kelime de bir zamanların ünlü Harbiye Marşı’ndan devşirme. Kalıp gibi ezberimde… Nağmesini mırıldandığımda sözlerini de ânında hatırlıyorum: “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız (torunlarıyız)”.

Marşın finali de başlangıcına uygun: “Bize ‘Ölmez Türk’ derler”. Günler uygun adım 1960 askerî darbesine yürürken o marş caddelerde, meydanlarda… Ardından 27 Mayıs’ta radyolardaki darbe bildirisinin de fon müziği.

“Yaşa varol Harbiye, yıkılmaz satvetinle (‘ezici kuvvet, sindirici, boyun eğdirici güç’)” herkesin dilinde. Harp Okulu birinci sınıf öğrencisi Cevdet Şakir Çetinel’in bestesi müzik kulağı da gerektirmiyor.

Askerî yürüyüşe uygun 2/4’lük basit ritim. Siviller için de “Sol, sağ, rap rap” diye gidiyor. İşler karışınca/karıştırılınca -“askerî tedrisat”ın da etkisiyle- toplumun “asker kulağı” zaten hep açık. Anında “rahat”tan “hazırol”a geçiyorsun. Hemen herkes ritmi bozmadan, güftesini kaydırmadan eşlikçi…

O ritimle sonsuz tekrarlanan, her yerde karşına çıkan marşların bünyeye etkisi öyle oluyor. Hiç unutmam, 1973’de radyodan, tek kanal televizyondan döne döne yayınlanan 50. Yıl Marşı, kamusal deyişiyle “Müjdeler var marşı” mesela.

Yeni marşların pek tutulmadığı bir dönemde -en azından ilk dizesiyle- herkesin beynine nakşediyor, herkesin dilinde. Bir yanda darbe üstü az partilerüstü “ara rejim hükümetleri”, bir yanda radyofonik marşlar… İçinden durma girişteki o dizeyi mırıldanıyorsun: “Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…” İnsandan fazla bahis yok.

Engellemen mümkün değil. Bizzat yaşadım; iç sesimi meydana çıksa 50 pırpırlı onursal başçavuş rütbesi alacağım. Bir yıl sonra da şarkı marşı “Memleketim”. Hazıra konuyor bir bakıma. Daha ilk dizesinde pekişmişi, ezberi hazır: “Havasına suyuna taşına toprağına”. “Kıbrıs Barış Harekâtı” ile listelerde birinci. Savaşa ezelden hazırız.

Kendini evinde hisseden darbeciler

Tesadüf, darbelerin ilk hedeflerinden İstanbul Radyoevi’nin tarihi binası da “Harbiye”de… Darbeciler kendini evinde hissediyor. Radyo dersen zaten darbeler davulla zurnayla… “Davulun sesi uzaktan hoş gelir”in açıklamalı, uygulamalı, yaşayan izahı. Yakından, başında gümleyince darbesi ömrünce kulaklarını çınlatıyor.

12 Eylül darbesi de sabaha karşı radyodan, televizyondan önce İstiklâl Marşı, ardından Harbiye Marşı ile ilan ediliyor halka. Müzikal sıkıyönetim bildirileri… Milli marşta ayağa fırlayanlar, “Hâzırrr ol!”a geçip detone olanlar, sonunu getiremeyenler, ikinci marşla rahatlıyor.

Kenan Evren’in “playlist”i

Kenan Evren’in “playlist”i de geniş. Hitler misali sanatçı diktatör, neredeyse ressam nihayetinde. Ölçü boyadığı resimlerin milyonluk, milyarlık satış değeri olsa, nice ressama ağrısıyla taş döktürür.

Daldan dala müzikal darbe seçkisi… Hasan Mutlucan’ın “Yine de şahlanıyor, aman”ı, “Davullar çalsın, aman”la şehirlerden köylere veriyor “ihtilâl” coşkusunu… Ayten Alpman’ın geleneksel Yidiş müziğinden aranje “Memleketim”i de Türk Hafif Müziği olarak listede elbet.

Darbenin ayarsız solisti Evren bile ekranlarda “İncecikten bir kar yağar” diye türkü tozutuyor. “Bekledim de gelmedin” de şarkıları arasında; ömrünce neyi beklediğini oradan da acıyla öğreniyoruz.

Çocukluğumun, gençliğimin radyo günlerine 10 yılda bir damgasını vuran müzikal sıkıyönetimbildirileri, o günlerde çocuk, genç, orta yaşlı olup da hayatta kalanların da, bugün “yorgun demokratlar”ın da, demokrasiye aç milyonların da yaralı, notalı tarihi.

“Sürekli devrim”in en inanılmazı

Neyse ki çocukluğumun, ilk gençliğimin (çocukken ergenliği öyle anardık), gençliğimin radyo günleri onlardan ibaret değil. TRT FM’in “Dinleyici İstekleri” o günlerin “pop”tan........

© Serbestiyet