menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Utanmaz Adam”ın 100 yıllık macerası

47 0
08.03.2026

Hikâyesiyle anlattığı, metaforlarıyla, esprileriyle de süslediği röportajlarla ünlenen genç gazeteci, yazar Naci Sadullah (Danış) yaz sıcağında söylene söylene Heybeliada’nın dik yokuşlarını tırmanıyor. 

Sözlü olsun, yazılı olsun dilinden ömrü boyunca çekecek… Yazıları, röportajları 1940’larda gözaltılar, tutuklamalar, altı ay, bir buçuk yıl hapis nedeni. Otuza yakın yazısı da Demokrat Parti döneminde kovuşturmalara uğruyor. Röportajlarıyla da gizlemediği Nâzım Hikmet sevgisi de hep başına dert. 

Kirpi dergisinde yıllar sonra, Temmuz-Ağustos 1965’de yayımlanan “Dostum Nâzım Hikmet” başlıklı dört bölümlük yazı dizisi de öyle. Bu kez baskılar, kovuşturmalar 50’li yaşlarının sonuna doğru; şairin ölümünden iki yıl sonra, Süleyman Demirel’in başbakanlığı döneminde. 

Gürpınar’ın derdi “âlem”

Naci Sadullah’ın 1934’deki Heybeliada ziyareti de “ehemmiyetli” bir röportaj için. 82 yıl önce bugün, 8 Mart 1944’de hayata veda eden Hüseyin Rahmi Gürpınar’la görüşmek için “Olmyp sırtlarına kurulmuş İlâh manastırlarını andıran köşke” tırmanıyor. Bu uzun girişim de hem yazımda yararlandığım o eski söyleşinin haşarı yazarını anmak, hem de “farklı kalem erbabı”nın ömür boyu soluduğu o havayı biraz hissettirmek için. 

Gürpınar’ın başına öyle tutuklamalar, zindanlar gelmese de bitmez derdi edebiyat çevrelerinden, o “âlem”den… Dönemin özellikle “yüksek edebiyat” çevresi onu her yönden topa tutuyor. 

“Halk diliyle, halkın hayatını işlemesi”, “popülerliği”, binâen’aleyh “estetik, sanatsal değerinin düşüklüğü”, özellikle “Şıpsevdi, Metres, Mürebbiye” romanlarıyla “ahlâki tepkiler, müstehcenlik” ana cephaneleri… Muhâfazakâr basın da ensesinde. Bazı eserleri, başta “Mürebbiye” romanı, “II. Abdülhamit sansürü”yle sakıncalı, yasaklı.  

“Niçin hiç evlenmediniz?”

Özel hayatı, yıllardır en yakın arkadaşı, yoldaşı Miralay Hulisi Bey’le Heybeliada’ya çekilmesi de fısıltıdan, gümbür gümbür dedikoduya o çevrelerde kaynayan kazanın tuzu biberi… O devirde ikisi de hiç evlenmemişler. 

Naci Sadullah 92 yıl önce “Kızgın güneşin altında aybaşını getirebilmiş bir kalem kâtibi kadar ter döktükten sonra üstadın kapısına varabiliyor”. Kapıda Gürpınar’ın -artık- “yegâne can yoldaşı hizmetçi kız”.

Ardından da “üstat onları karşılıyor”: “Hakkınız var, benim evin yokuşları -bilhassa sıcakta- benden daha meşhurdur. Fakat ben, Mısır’ın yaman hararetine alıştım da, buranın sıcağı beni pek müteessir etmiyor.” Gürpınar Heybeliada’da 22 yıl birlikte yaşadıkları en yakın dostu Miralay Hulusi Bey’in 1933’de, 73 yaşında ölmesinden hemen sonra Mısır’a gidiyor, orada kalıyor. 

“Hep bu suale maruz kalmak”

Naci Sadullah magazin dışı bir gazeteci profili çizse de o yıllarda herkeste merak uyandıran o beylik soruyu pas geçmiyor. Gürpınar döndükten sonra, Ekim 1934’de yayınlanan röportajında soruyor, “Niçin hiç evlenmediniz üstat?”: 

“Bu sualime, o daimi tebessümünü biraz daha sarihleştirerek cevap verdi. ‘Maazallah evlenseydim, kavga etmekten iki satır bile yazı yazmaya vakit bulamazdım! 

Evlenip de elin kızının sinirlerini mi bozayım? Hem, biliyor musunuz, bu suale maruz kalmaktan da bana gına geldi. Bir daha sorarlarsa artık, gizli gizli evlendiğimi söylemek mecburiyetinde kalacağım!”

“Sol fikirleri ilk dile getirenlerden”

Bir de “gerçekçi” herkesten… Dönemin “seçkin, romantik edebiyat çevreleri”ni eleştiren, hatta alaya alan romanları, katıldığı mizah dergileri sert polemiklere neden oluyor.  

 Gürpınar’ın o dönem “toplumcu gerçeklik”i, dile getirdiği toplumsal sorunlar da rahatsız edici elbette. 

Hatta Berna Moran Haziran 1975’de Birikim dergisindeki “Hüseyin Rahmi Gürpınar’da Sosyalizm ve Haydutluk” yazısında Şıpsevdi romanını “Türk edebiyatında, bir kaç satırla da olsa, ekonomik adaletsizliğe, emek ve sermaye sorununa, sömürü düzenine değinen ilk roman” olarak nitelendiriyor. 

Ta 1908’de tefrika edilen, 1911’de de basılan “Şıpsevdi”si gerçekten o yıllarda ilginç. Moran farkını şöyle özetliyor: “Türkiye’de sol fikirlerin 1908 meşrutiyetinden hemen sonra ortaya çıktığı; Türk Sosyalist Fırkası’nın 1910’da kurulduğu ve görüşlerini İştirak gazetesinde 1910’dan itibaren yayımladığı; o tarihe kadar bu konuda Türkçe olarak pek bir şey bulunmadığı düşünülürse, Gürpınar’ın sosyalist fikirleri basında ilk dile getirenlerden olduğu söylenebilir.”

“Kazancın altını eşeleyelim”

O dönemde o romandan kısa bir alıntı bile fikir verici: “Sermaye ve akıl sahibi olmayı bir hak sayarak yüzlerce kişiyi çalıştırıp onların emeklerinin gelirini bir veya birkaç adamın kendi kasalarına indirmeleri gibi adaletsiz bir usul sürüp gittikçe bu dünya düzelmez… 

Milyonlarca lirası olan bir adam bu zenginliği nereden kazanmış? Nasıl olmuş da o milyoner, o bir tek adam binlerce insanı kendi paylarından yoksun bırakarak kasasına, yahut imzası altına o kadar zenginliği koymuş. Bunu, kazanç adı altında insanlardan çalmış. 

Hele bu kazancı noktası noktasına eşeliyelim. Karşımıza büyük bir hırsızlık yığını çıkar… (…) İşte o milyonerler benim gibi sivri akıllıları sevmezler. Çünkü benim gibiler kafadakiler rontgen ışığına girmiş gibi onların içini........

© Serbestiyet