menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eleştiriyi suça dönüştüren yargı

45 0
07.03.2026

Dün Türkiye’de ifade özgürlüğüne ve hukuk devleti iddiasına ağır bir darbe daha indirildi. TÜSİAD yöneticileri Orhan Turan ve Ömer Aras hakkında karar açıklandı. Anayasal bir hakkı kullanarak hukuk devletine ilişkin haklı kaygılarını dile getirdikleri için “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” gerekçesiyle TCK’nın 217/A maddesi uyarınca hapis cezası verildi. Her ne kadar hükmün açıklanması geri bırakılmış olsa da bu karar, yargının bir adalet mercii değil bir had bildiren bir terbiye sopası olarak kullanıldığının son yıllarda üst üste biriken sayısız örneklerinden biridir.

Bu yasa TBMM Genel Kurulu’na geldiğinde “Bu bir sansür yasasıdır!” demiştim. “Hukuki kılığa büründürülmüş bir susturma mekanizmasıdır” uyarısında bulunmuştum. Çünkü yazılı unsurları dahi oluşmayan, muğlak ve keyfiliğe açık suçlamalarla gazetecilerin, siyasetçilerin ve sivil toplumun hedef alınacağını o gün de biliyorduk. O günden bugüne neredeyse her hafta bu yasanın yeni bir kurbanı ortaya çıktı.

Ancak dün verilen kararın ayrı bir sembolik anlamı vardır. Çünkü ilk kez Türkiye’nin en köklü iş dünyası kuruluşunun yöneticileri, kamuya açık bir platformda sarf ettikleri rasyonel eleştiriler nedeniyle mahkûm edildi.

Suçlanan Neydi? Sözün Kendisi

Mahkemenin mahkûmiyet gerekçesi hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek niteliktedir. Kararda sanıkların, gündemdeki soruşturma ve olayların içeriğine ilişkin doğrudan bilgi sahibi olmadıkları halde kamuoyunda “yanıltıcı bir algı” oluşturdukları iddia edilmektedir. Orhan Turan’ın “Devlet de hukukla bağlıdır” sözü ile Ömer Aras’ın “Güven bunalımı yaşıyoruz” tespiti mahkemece “kamu barışını bozmaya elverişli bir algı oluşturmak” olarak nitelendirilmiştir.

Bir an duralım. 1982 Anayasası’nın 2. maddesini hatırlatmak nasıl kamu barışını bozabilir? Uluslararası endekslerin, yatırım raporlarının ve AİHM kararlarının her gün teyit ettiği bir ‘güven bunalımını’ dile getirmek hangi veriyle ‘yanıltıcı bilgi’ sayılabilir?

TCK’nın 217/A maddesi dört unsur öngörüyor: Gerçeğe aykırı bilgi; ülke güvenliği veya kamu düzeniyle ilgisi; kamu barışını bozmaya elverişlilik; ve en kritik olanı, ‘sırf halk arasında korku veya panik yaratmak saikiyle’ hareket etme özel kastı. TÜSİAD’ın medyanın gözü önünde yapılan genel kurulunda, anayasal bir hakkın kullanılması sırasında bu özel kastın varlığını destekleyecek tek bir somut delil mevcut değildir. Konuşmaların ardından kamu düzeni sarsılmamıştır. Birinci sınıf hukuk öğrencisinin bildiği şartları, bu karara imza atan savcı ve hakimlerin bilmediğini düşünmek mümkün değildir; ceza hukukunun en temel ilkesi açıktır. Suçun unsurları yoksa suç da yoktur. Dolayısıyla bu karar bir hukuk hatası değil, siyasi bir tercihtir.

Bu kararı salt hatalı değil, aynı zamanda hukuka açık bir meydan okuma haline getiren diğer husus, Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı içtihadıyla doğrudan çelişmesidir. AYM, 2023 yılında TCK’nın 217/A maddesi hakkında açılan iptal davasında maddeyi anayasaya aykırı bulmamış olsa da maddenin ancak belirli ve dar sınırlar içinde uygulanabileceğini açıkça hükme bağladı. Bu sınırların en önemlisi şudur: “Değer yargılarının veya bu yargılardaki hataların anılan suç kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.” Turan ve Aras’ın söylediklerinin tamamının değer yargısı olduğu ortadadır. Dolayısıyla mahkeme, Anayasa........

© Serbestiyet