Ramazan geldi, hoş geldi de… İftar sofraları da ‘hoş’ mu?
Her ay, mutfaklarımızda bir türlü söndüremediğimiz yangının faturasını resmetmekle kalmıyor, ama o yangının tozu dumanı içinde, bir köşede sinmiş ruhlarımızın halini de özetliyor, TÜRK-İŞ’in açlık ve yoksulluk rakamları!
Ocak 2026 raporu, elimde ve aslında kendime de bakıyorum, o rakamlara bakarken…
Bir yurttaş olarak, bir gazeteci olarak, bir emekli olarak…
Denilene göre, Ocak ayında, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı, 31.224 TL olmuş! Yoksulluk sınırı ise 101.706 TL! Bir emekli, eline geçen o 20 bin TL’yle bu aç ve yoksul tablonun neresinde duruyor, bir düşünün…
Açlık sınırının 11 bin TL, yoksulluk sınırının 81 bin TL altında. Yok, yetmiyor! Ne evin kirasını ödemeye, ne hastalandığında alacağı ilacına, ne de çocuğun/torunun yüzünü güldürmeye…
Elde avuçta kalan, “bugünü nasıl atlatırım” telaşı!
Bu telaşın ülkesinde, Ramazan da kendi telaşı içinde…
Bu konuda bana yazan bir tanesi demiş ki, “Açlıkla terbiye olunan bizlerin yoksul hayatlarında, Ramazan’da oruç tutmak ne ki… Günün yarısında aç kalmak ne ki… Konu da sorun da bu değil ki! O açlığın sonunda kuracağın sofra, sorun! Sofraya koyacakların, sorun! O açlığın sonuna eklenmesi gereken o tokluk hali, sorun! Tok olmak için cebinde olması gerekenlerin yetersizliği, sorun! Sadece doymak için yaşarken, ama tok kalmak için savaşırken, bu mücadelenin hep kaybeden tarafı olmak, sorun!”!
İşte tam da bu noktada, küçük, sembolik, ama çok anlamlı bir önerim var, naçizane!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin o meşhur lokantasını, hani menüsünde 550 çeşit yemeğin olduğu söylenen TBMM lokantasını, belediyelerin yoksul vatandaşlar için açtığı Kent Lokantalarıyla neredeyse ucuzluğu noktasında yarışacak kadar ilginç bir fiyat listesine sahip olan yeri, Ramazan boyunca emeklilere açsak mı?
Son fiyat listesi yok elimde ama, bendeki son güncellenen bilgiye göre;
…burada; çorba 23 TL, cacık 15 TL, etli yemekler 100 TL civarı! Kaşarlı tost 80 TL ve döner ise 290 TL gibi fiyatlarla sunuluyor! Haklısınız, yaşadığımız pahalılık düşünülecek olursa, fiyatlar, ülke ortalamasının çok altında. Peki, bu Ramazan’da, o kapıyı biraz aralasak mı? Emeklilere, özellikle de açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayanlara, ama sadece iftar için değil, bütün gün için açık yapsak mı?
Gelsinler, yesinler, iki sıcak çorba içsinler, bir tabak yemek yesinler, belki üstüne de bir tatlı!
Burada her gün kurulan masaların, bahse konu yurttaşların vergisiyle kurulduğunu düşünecek olursak, restoran, asıl sahipleri için kapılarını aralayacak bu defa, ki bir de böyle düşünün…
Tabii hemen itirazlar gelecek, hatta bu konuda fikrini aldığım bir çok insan itiraz etti bile! “Nasıl seçeceğiz o insanları?” diyenler oldu, “Çok kişi gelir, yerimiz yetmez” diye ekleyenler de… Peki, SGK’dan bu tespitler için listeler alınamaz mı? Belediyelerle koordinasyon kurulamaz mı? Belki de sadece bir emekli maaşıyla geçinmeye çalışan yaşlılar seçilir, olmaz mı?
Dedim ya, önemli olan niyet etmek, çözüm üretmeyi istemek!
Bu Ramazan’da, sadece mideleri değil, vicdanları da doyurmak!
En azından bu kez, en zor durumda olanların sofraya oturduğu bir yer olsun, TBMM lokantası. Aylık, neredeyse 500 bin TL’ye yakın para alan Vekillerin o “zor geçiniyoruz” deyişleriyle tartışılan yerlerden biri olmaktan az biraz çıksın!
