menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ölenler hakkında konuşmak

9 0
15.07.2026

13 Temmuz’da Solasol’da Kemal İnal, “Komünistler Öldükten Sonra Nasıl Uğurlanmalı?” başlıklı bir yazı yayımladı. İnal, yazısında kısaca, solun ölenlerin ardından dinsel inancın yerine metaforik benzetmelere sığındığını, böylece soyut bir söylem üreterek dini ikame etmeye çalışırken metafiziği yeniden sahiplendiğini ve bir tür “komünist metafizik” geliştirdiğini ileri sürüyor. Bu görüşünü de birkaç başlık altında temellendiriyor.

Öncelikle, ölenlerin sanki soyut bir “komünist ülkeye” gidiyormuş gibi uğurlandığını, örneğin “yıldızlar yoldaşı olsun” gibi ifadelerin böyle bir yolculuk tasavvurunu içerdiğini ve bunun metafizik bir açmaz yarattığını söylüyor. Nazım Hikmet’in “güneşe gömülme” imgesini şiirsel niteliği nedeniyle kısmen ayırsa da aynı metafizik çerçeve içinde değerlendiriyor. Ona göre bu imge de “ışıklar içinde uyusun” ya da “toprak incitmesin” gibi sözlerde olduğu gibi, ölünün bir tür uykuda olduğu varsayımını yeniden üretiyor. Benzer biçimde, Alevilikten devralınan “devri daim olsun” ifadesinin de Alevi panteizminden komünist siyasetin diline taşındığını ileri sürüyor. Böylece şiirsel metaforlarla metafizik ilahiyatların birbirine karıştığını düşünüyor. Bunun en açık örneğinin de Alevilikten alınan “şehitlik” kavramı olduğunu belirtiyor. Sonuçta komünistler, Kemal İnal’ın ifadesiyle, “dinden kaçayım derken metafiziğe yakalanıyorlar.”

İnal yazısını “üzerine düşünmeye devam etmeliyiz” diyerek bitirdiği için ben de konuya ilişkin birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Devrimciler şehit olur mu?

“Devrim şehidi” ifadesinin Alevilikten ya da daha genel olarak İslam’dan alındığı ve dolayısıyla özünde dinsel bir kavram olduğu iddiası yeni değil. Ancak ölen devrimciler için “şehit” sözcüğünün kullanılması ne yeni bir oldu ne de Türkiye’ye özgü.

Daha 1770 yılında Boston Katliamı’nda İngiliz sömürgecilerin açtığı ateş sonucu ölen Crispus Attucks ve arkadaşları için “özgürlük şehitleri” (liberty’s martyrs) ifadesi kullanılıyordu. Fransız Devrimi sırasında Jakobenler “özgürlük şehitleri” (martyrs de la liberté) ya da “devrim şehitleri” (martyrs de la Révolution) ifadelerini benimsediler. Aynı kullanım 1848 Devrimleri sırasında hem Almanya’da hem Fransa’da sürdü. “Şehit” kavramının komünistler ve anarşistler arasında yaygınlaşması ise esas olarak Paris Komünü sonrasında gerçekleşti.

Burada ilginç olan nokta şu: Fransızcadaki martyr, İnglizcedeki martyr ve Almancadaki Märtyrer sözcükleri Eski Yunanca μάρτυς (mártys) sözcüğünden gelir. Bu sözcük, Arapçadaki “şahid” gibi “tanık”, “tanıklık eden kişi” anlamını taşır ve Hıristiyan teolojisindeki kullanımıyla yaygınlaşmıştır.

Ancak kavram, 18. yüzyıldan itibaren belirgin biçimde seküler ve siyasal bir anlam kazandı. Buradaki tanıklık artık İsa’nın doğruluğuna ya da Allah’ın birliğine değil, devrimcilerin haklılığına yöneliktir. Kavramın başlıca kullanım alanı da dinsel ayinler değil, propaganda bildirileri, konuşmalar ve afişlerdir.

Bugünkü devrimci hareket içinde........

© sendika.org