Refik Ünal: Ölümsüzleşirken çok şey söyleyen yoldaş
Bizden genç yoldaşlarımız bizden önce ölüp gidiyor. Ne söylersek söyleyelim doğa yasalarının, hayatın hükmünün önüne geçemiyoruz.
Bu bir türlü kabullenilemeyen kervana şimdi Refik yoldaş da katıldı. 16 Ocak gece yarısı aort yırtılması sonucu yere kapaklandı, kalkamadı bir daha…
Onu tanıyan herkes gibi ben de derin bir üzüntüye eşlik eden anıların istilasına uğradım haliyle. Onu ilk gördüğüm anı, konuşmalarımızı hatırladım. Yapacağımız işle ilgili çerçevenin gereklerini, yöntemi ona anlatışımı, püf noktalarını tartışırken buldum yeniden kendimi…
Refik yoldaş işçiydi, devrimci mücadeleye atılmış, bunu bizim saflarımızda realize etmeyi kafasına koymuştu.
Neredeyse son 25 yıldır yaşadığı psikolojik açmazlar, ruhsal sorunlar ne olursa olsun komünizmin özgürlük dünyasına sonuna kadar inanmış bir yoldaşımızdı. Zorluklar, çıkmazlar karşısında pes etmez, meşhur inadını ve “iradesini” konuştururdu. Tek başına bu özellik onu tanımlamaya yetmez belki ama tanıyan herkesin üzerinde birleşebileceği önemli bir belirleyendi “olmazı olur kıl(dır)maya” yönelik muazzam çabası…
Çoğu kimse hatırlamaz belki, eskiden “10 parmak daktilo kursları” vardı. Kursa gidebilenler şanslıydı, gidemeyenler ise yoldaşlarından öğreniyordu usta-çırak misali…
Refik, Osman Yaşar Yoldaşcan Matbaası’nda çalışmak üzere İstanbul’a geldiğinde bende bıraktığı ilk izlenim iki duygunun ve tutkunun pençesinde olduğuydu. Bir yandan hiç bilmediği bir yere konuvermiş ürkek bir kuş gibi temkinli ve meraklıydı, bir yandan da başaracağına ve çok iyi olacağına dair sarsılmaz iradesi kumanda ediyordu hayatını -onu “safi irade” diye tanımlamamız boşuna değil!
Sonraki günlerde hiç yabancılık çekmedi; gelmişti, yapıyı tanıyordu elbette. Ama daha iyi tanımak istiyordu.
‘90’lardı, toplumsal muhalefet bir silkinme içindeydi, kendine gelmeye, ayağa kalkmaya çalışıyordu.
Biz de seferber olmuştuk bu uğraşta. Görüş ve değerlendirmelerimizi işçi-emekçilere ulaştırma derdindeydik. Yeraltı yayınını yetkinleştirmeye çalışıyorduk, üretilen içerikleri baskıya hazır hale getirmeliydik. Osman Yaşar Yoldaşcan’dan sonra Selçuk (Şaban Budak) yeni makinalar ve yeni yöntemlerle baskıya yetkinlik kazandırmıştı. İşe oradan başladık Refik’le. Yazılı hale getirilen görüşler........
