Denetimsizliğin kurumsallaşması: TVF kıskacında PTT ve kamu hizmetinin tasfiyesi
Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesine katıldığı 2018 yılından bu yana PTT’nin içine itildiği mali ve idari sarmal, kamu yönetimi disiplini ve sosyal devletin “kamusal hizmet” yükümlülüğü açısından kritik bir vaka analizi sunmaktadır. 185 yıllık birikime sahip bu köklü kurumun, geleneksel kamu kurumu kimliğinden koparılarak denetim mekanizmalarının uzağında, şeffaflıktan yoksun bir sermaye yapısına eklemlenmesi, geride kalan yedi yıllık süreçte yapısal bir bozulmayı beraberinde getirmiştir. Bu tablo, salt bir işletme zararı değil; aksine liyakatin tasfiye edildiği, denetimsizliğin kurumsallaştığı ve kamusal varlıkların bir “finansal kara delik” içinde eritildiği bir modelin yansımasıdır.
Denetim zırhı ve demokratik devlet ilkesi
Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), TVF ve bağlı ortaklıklarının kamu hukuku denetiminden muaf tutulmasını “demokratik devlet ilkesine aykırı” bularak iptal etmesi, PTT üzerindeki idari belirsizliği tescil eden hukuksal bir dayanaktır. Kamu iktisadi teşebbüslerine uygulanan mevzuat ve kısıtlamaların dışına çıkarılan PTT, bu yedi yıllık dönemde hesap verilebilirliğin zayıfladığı, “özel hukuk” örtüsü altında denetimden kaçırılan bir yapıya büründürülmüştür. Mahkemenin “şeffaf bir mali düzen kurma” vurgusu, aslında PTT’nin neden yedi yıldır üst üste zarar açıkladığının ve bu zararların sorumlularının neden yargı önüne çıkarılmadığının sorgulanması için hukuki bir kapı aralamaktadır.
Personelsizleştirme ve hizmet kapasitesinin aşınması
PTT’nin TVF portföyüne dahil edilmesinden bu yana izlenen istihdam politikası, sosyal devletin “nitelikli ve ulaşılabilir hizmet” vaadiyle taban tabana zıt bir seyir izlemektedir. Kurumda yeni personel alımının durma noktasına gelmesi, mevcut posta emekçileri üzerinde yoğun bir angarya ve sömürü baskısı oluştururken, hizmetin teknik altyapısını da işlevsizleştirmiştir. Liyakat esaslı atamaların yerini alan sadakat temelli yönetim anlayışı, kurumu kendi iç dinamikleriyle ayakta kalamayan bir yapıya sürüklemiştir. Güncel ve liyakate dayalı başarı yerine, kurumun elindeki gayrimenkul stokunun elden çıkarılmasıyla bilanço makyajlama yoluna gidilmesi, sadece bugünü kurtarma çabası değil, kamunun gelecekteki varlıklarının da tüketilmesidir.
2025 itibari ile sistematik tasfiye
2025 yılı verileriyle birlikte değerlendirildiğinde, PTT’nin bir “finansal kara delik” haline gelmesinin tesadüfi olmadığı, aksine denetimsiz yönetim modelinin doğal bir sonucu olduğu görülmektedir. Sadece 2024 yılında ödenen 950 milyon TL’lik faiz yükü, halkın vergisinin kamu hizmetine değil, finans kapitalin gereksinimlerine aktarıldığının kanıtıdır. Sosyal devletin temel bir gereği olan haberleşme ve lojistik hakkı, ticari bir kâr-zarar denkleminin ötesinde, toplumsal bir hak olarak korunmalıdır. Ancak mevcut yapı, PTT’yi bu asli görevinden uzaklaştırarak, denetlenemeyen bir sermaye havuzunun operasyon merkezine dönüştürmüştür.
AYM’nin son iptal kararı, bu hukuksuz yapının zeminini sarsmıştır. PTT’nin yeniden toplumsal fayda odaklı, liyakatli ve şeffaf bir kamu kurumu hüviyetine kavuşması; kurumun TVF kıskacından kurtarılması ve demokratik denetim mekanizmalarına yeniden tabi kılınmasıyla mümkündür. Kamu hizmeti, kâr hırsına veya denetimsiz fonların karanlık hesaplarına kurban edilemeyecek kadar hayati bir toplumsal sözleşmedir.
* Mesut Balcan, Haber-Sen Genel Başkanı
