Mahir’e dönüş: Kriz karşısında bir yöntem arayışı
Son yıllarda, özellikle de bu yıl 30 Mart, “Kızıldere Olayı”, “1972 Tokat Niksar Kızıldere çatışması”, “Mahir Çayan”, “THKP-C lideri ve teorisyeni” vb. başlıklarda yeniden güçlü bir biçimde gündeme geldi. Bu yalnızca mezar ziyaretlerinde ya da anma etkinliklerinde değil; dijital medya paylaşımlarında, televizyon programlarında ve YouTube tartışmalarında da açıkça görüldü. “Mahir Çayan Kitabı” adıyla yeni bir kitap yazıldı. Bunun üzerine oturumlar yapıldı. Tartışmalar ve polemikler hâlen devam ediyor.
Bu durum ilk bakışta bir “hafıza canlanması” gibi yorumlanabilir. Ancak daha dikkatli bakıldığında, meselenin yalnızca geçmişle ilgili olmadığı görülür. Mahir’e yönelen bu ilgi, esas olarak bugünün siyasal ve teorik krizinin bir yansımasıdır. Başka bir ifadeyle, Mahir’e dönüş, geçmişe nostaljik bir bağlılıktan çok, bugünün krizi ve yönsüzlüğü içinde bir yöntem arayışıdır.
Mahir’i yalnızca kahramanlıkla açıklamak neden eksiktir?
Çünkü Mahir Çayan çoğu zaman Kızıldere’deki kolektif direniş, fedailik ve yoldaşlık üzerinden hatırlanır. Bütün bunlar elbette doğrudur. Kızıldere, bu özellikleriyle Türkiye devrimci hareketinin en güçlü sembollerinden biridir.
Ancak Mahir’i yalnızca bu yönleriyle ele almak, onu eksik anlamak olur.
Çünkü Mahir’i özel kılan şey yalnızca direnişi ve siper yoldaşlığı değil; tüm bunların yanında yaşarken kurduğu teorik ve siyasal çerçevedir.
Eğer mesele sadece radikalizm ya da fedailik olsaydı, aynı dönemin diğer devrimci önderleri de benzer bir etki yaratırdı. Oysa Mahir’i ayıran şey, teori ile pratiği kurma biçimidir. Tarif ettiği teorik bütünlüktür. Dünyayı ve ülkeyi yeniden yeniden anlama çabasıdır.
Mahir’in teorik çıkışı, Milli Demokratik Devrim (MDD) çizgisi içinden başlar; ancak orada kalmaz. Yarı-sömürge yarı-feodal tespitini devralır fakat bu çerçevenin yetersizliğini görerek onu aşmaya yönelir.
Bu aşma, birkaç kritik kavram üzerinden gerçekleşir: Üçüncü bunalım dönemi, yeni-sömürgecilik, içselleşmiş emperyalizm, gizli faşizm / sömürge tipi faşizm…
Bu kavramlar, yalnızca terminolojik yenilikler değildir. Türkiye’de egemenlik biçiminin, devlet yapısının ve sınıf ilişkilerinin farklı bir düzeyde kavranma çabasıdır. Dolayısıyla Mahir’de teori ile strateji arasında doğrudan bir bağ bulunmaktadır. Yeni bir tespit ve yeni bir mücadele biçimidir.
Bu nedenle Mahir, hazır modelleri tekrar eden değil; deneyimleri inceleyen ve bunun üzerinden bulunduğu coğrafyanın özgünlüğüne uygun bir devrimci çerçeve kurmaya çalışan bir teorisyendir. Bu teorik yönelim, yalnızca Türkiye içi bir tartışmanın değil, aynı zamanda Mahir’in dünya sosyalist hareketiyle kurduğu özgün ilişkinin de bir ürünüdür.
Dünya sosyalist hareketine yaklaşımı
Mahir’in teorik konumlanışının en ayırt edici yönlerinden biri, dünya sosyalist hareketiyle kurduğu ilişkidir.
Mahir, dünya sosyalist hareketine ne taklitçi bir bağlılıkla yaklaşır ne de onu tümüyle reddeder. Onun yaptığı şey, bu birikimi eleştirel bir süzgeçten geçirerek yaşadığı toprakların tarihsel-toplumsal gerçekliği içinde yeniden kurmaktır.
1960’lı ve 70’li yıllar, dünya sosyalist hareketinin derin bölünmeler yaşadığı bir dönemdir. Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki ayrışma, ulusal kurtuluş hareketlerinin yükselişi, Latin Amerika deneyimleri ve gerilla savaşları… Bütün bu süreçler, sosyalist hareket içinde ciddi teorik ve stratejik tartışmalar ve ayrılıklar yaratmıştır.
Mahir, ayrılıkları eleştirir. Yapılan tartışmaların hiçbirine körü körüne bağlanmaz. Ama hiçbirini de bütünüyle reddetmez.
Örneğin Mao’nun halk savaşı teorisini önemser. Ancak onu ikinci bunalım dönemine özgü tarihsel ve toplumsal koşulların ürünü olarak görür. Bu nedenle üçüncü bunalım dönemi dünyasında ve bu dönemin ilişki ve çelişkilerine sahip Türkiye’de birebir uygulanamayacağını düşünür. PASS’ın ortaya çıkışı, bu mesafenin ve yeniden üretimin sonucudur.
Benzer biçimde, Latin Amerika deneyimlerine ve özellikle Küba Devrimi’ne büyük önem atfeder. Küba’yı üçüncü bunalım döneminin bir devrimi olarak değerlendirir. Ancak Foco teorisinin mekanik bir biçimde genelleştirilmesine karşı mesafelidir.
Aynı yaklaşım, Sovyet sosyalizmi karşısında da görülür. Mahir, emperyalizmin dönemlendirilmesi konusunda bu literatürden beslenir; ancak bu çerçeveyi devrimci bir yorumla karşılar.
Bir diğer dikkat çeken nokta ise şudur: O dönemde sosyalist ekoller........
