İran’da bir duvar yazısı veya coğrafyalar üstü nitelikleriyle devrimcilik
“Devrim bir kadının evidir; çünkü kalacak başka bir yeri yoktur.”
(İran duvarlarından bir yazı)
Duvar yazılarının devrimci mücadeleler tarihinde hep özel bir yeri olmuştur. Kâğıda yazılandan, bildiriden ya da afişten farklı olarak, duvar yazısı gündelik hayatın içindedir; her an seslenir durumdadır; yoldan geçenin dikkatini kendine çeker. Bu nedenle çoğu zaman uzun metinlerin anlatamadığını tek bir cümlede anlatır.
Kimilerimiz için bu yazılar, 1980 öncesini çağrıştırır. Ancak bu çağrışım nostaljik bir özlemden çok, tarihsel kesitlerin niteliği ve zenginliğiyle ilgilidir. Bugün İran’da kadının durumu üzerine yazılabilecek sayfalar dolusu analiz, yukarıdaki tek cümlede yoğunlaşmıştır. Çünkü bu ifade, bir talebi değil, bir zorunluluğu dile getiriyor. İran’da kadın için devrim, bir tercih değil, insanca yaşamın kaçınılmaz gereğidir. Ertelenecek bir olgu değildir; gerçekleşene kadar adım adım, basamak basamak yürünecek ve gereği yerine getirilecek bir yoldur.
Slogan, kadın için yazılmış olsa da gerçekte tüm ezilenlerin sorunlarına tercüman olma niteliği taşır. Devrim, İran rejiminin baskı altına aldığı, geleceğini çaldığı, uykusuz ve aç bıraktığı tüm ezilenlerin evi, okulu ve kardeşleşme zeminidir. Rosa’nın deyimiyle “Devrim, insanlığın kendi kendine eğitimidir.”
Duvar yazıları, yerel bir bağlamda ortaya çıksa da çoğu zaman coğrafyalar üstü bir dil kurar. Kendi yarasına dikiş atmak için duvara yazılan bir söz, başka yaralara da dokunur. Güney Afrika duvarlarından yansıyan, “Özgür doğduk, sonra uslu durmamız söylendi” ifadesinin, kapitalist dünyada yakışmayacağı tek bir duvar var mıdır?
Yunanistan sokaklarından yükselen “Eğer öfkeli değilsen, dikkat etmiyorsun” sloganı da yalnızca bir ülkeye değil, tüm kapitalist dünyaya yöneltilmiş bir bilinç çağrısıdır. Bu tür ifadeler, devrimci deneyimlerin birbirine tercüme edilebildiğini; acıların, baskı biçimlerinin ve direnişlerin ortaklaştığını gösterir.
Filistin duvarlarına yazılan “Varlık başlı başına direniştir” sözü, Filistinlilerin bugüne dek hiçbir eğitim çalışmasında anlatılamayacak boyuttaki öğretici pratiğini içinde taşıyan, devrimciliğin bir yaşam biçimi olduğunu hatırlatan bir duvar yazısıdır. Sürekli kuşatma altında sürdürülen gündelik hayatın, devrimci bir pedagojiyi nasıl kendiliğinden ürettiğini gösterir.
Gerçekten de İran’da kadın, ancak devrimle kurtulabilecek bir kuşatma altındadır. Bu kuşatma, bireysel hak ihlallerinin toplamından ibaret değildir; bütünlüklü, sistematik ve süreklidir. Kapitalizmin, patriyarkanın ve siyasal baskının iç içe geçtiği bu tarihsel kesitte, kötülüğün hem şeffaflaştığı hem de sıradanlaştığı bir eşik yaşanmaktadır.
Bugün İran’da kadınlara yönelen baskı, gizli kapaklı yürütülen bir zorbalık değildir. Aksine, yasa diliyle, ahlak söylemiyle, gelenek ve düzen gerekçeleriyle alenileştirilmiş; gündelik hayatın “normal” bir parçası haline getirilmiştir. Tam da bu nedenle, kötülük burada istisnai değil, süreklidir. Hannah Arendt’in işaret ettiği gibi, kötülüğün en tehlikeli biçimi şeytani olan değil; olağan, görev icabı ve itirazsız kabul edilen biçimidir.
Bu sıradanlık, baskının etkisini........
