Knidos'ta Bir An, Binlerce Yılın Sesi: Ben Kimim - 1
Zaman bazı anlarda yavaşlar.
Sanki evren nefesini tutar ve geçmişin kapısı aralanır.
Dün akşam, Muğla'nın Datça ilçesinde, Knidos antik kentinde Güneş'in son ışıklarını izlerken bu duyguyla sarsıldım.
O an, Datça Yarımadası'nın en güney ucunda, Knidos antik kentinin sessiz taşları arasında yürürken, zamanın akışından kopmuş gibiydim. Güneş, Ege ile Akdeniz'in birleştiği ufka yavaşça süzülüyor; gökyüzü altın, mor ve kızılın binbir tonuna bürünüyordu.
Yıkıntıların arasında bir kayanın üzerinde durdum.
Sırtımı rüzgâra verdim.
Ve yukarı baktım.
O anda hissettiğim şey sadece güzellik değildi.
Sanki geçmişin bir yankısı gözlerime ulaşmıştı.
Sanki o an, binlerce yıl önce bu aynı noktada durmuş, göğe bakan biriyle göz göze geldim:
Knidoslu Eudoxus.
Eudoxus, zamanın doğasını anlamaya çalışan ilk bilge astronomlardan biriydi. O, gökyüzünün düzeninde bir matematik, bir ölçü arıyordu.
Ve bu ölçüyü, taşa kazımaya karar vermişti.
Bugün, onun güneş saatini taşıyan o bir metreyi bulan zarif sütun hâlâ dimdik ayakta. Zamana meydan okurcasına, bin yılları aşarak geleceğe sesleniyor.
Datça'nın uçurum kenarında, denizin sonsuzluğuna bakan o kayanın üzerinde zamanın gölgesi hâlâ düşmeye devam ediyor.
Ve ben?
İki bin yıl sonra, onun yanında durmuş, zamanın ötesinden gelen bu güneş saatine dokunuyordum.
Taşa kazınmış bu sessiz anıtın büyüsü beni çok heyecanlandırmıştı.
Eudoxus, o taşı kazırken sadece zamanı değil; belki deevrenin düşüncesini taşa işlemişti.
Çünkü gökyüzüne bakan her insan gibi, o da içinden aynı soruyu geçiriyordu:
"Biz kimiz?"
Knidos'un kayalıklarında dururken, ben de bu sorunun ağırlığını hissettim.
Binlerce yıl önce bir bilgenin gözlerinden geçen düşünceyle, benim zihnimde yankılananlar arasında bir fark yok gibiydi.
Tarih, zaman, coğrafya değişebilir?
Amainsanın merakı, hiç değişmiyor.
Ve belki de bu merak, bilincin ilk kıvılcımıdır.
Bir insanın evrene bakıp kendine döndüğü o an sadece tarih değil,
kendi varlığının da farkına varmaya başlar.
Bu yazı, o sorudan doğdu.
Knidos'ta bir kayanın üzerindeki düşünce kıvılcımından...
Evrenin doğumuna, bilincin uyanışına, gerçekliğin yapısına ve ölümün ötesine uzanan bir yolculuktan...
Biraz daha derine inerek,
kendimizi değil yalnızca,
evreni de anlamaya çalışacağız.
Ama önce, bu en sade ve en derin soruyla başlıyoruz:
"Ben kimim?"
Knidos'ta göğe bakarken içimde bir soru yankılanmıştı:
"Biz kimiz?"
Ama o soru, bir anda daha kişisel ve daha derin bir hâle büründü:
"Ben kimim?"
Bu soru, yalnızca felsefi bir merak değil.
Aynı zamanda bilincin kendini anlamaya çalıştığı andır.
Bu soruyu sorabilmek, senin evrendeki yerini değiştiren bir eylemdir.
Çünkü artık sadece "olan" bir şey değilsin,"soran" bir şeye dönüşmüşsündür.
Evrenin öyküsü yaklaşık13.8 milyar yıl önce başladı.
Büyük Patlama dediğimiz o başlangıç anında, madde ve enerji zamanla birlikte doğdu.
Evren genişledi, soğudu, yıldızlar doğdu, galaksiler oluştu.
Sonra bir gün...
Bir gezegenin üzerinde, yıldızların kalıntılarından oluşmuş bir canlı,
gökyüzüne bakıp düşünmeye başladı.
O canlı,sensin.
Bedenindeki her atom, bir zamanlar bir yıldızın içindeydi.
Yani sen yalnızca evrenin bir ürünü değil;
evrenin kendine dönüşmüş hâlisin.
Seninle birlikte evren artık sadece var olmuyor.
Kendini fark ediyor.
Gözlerinle gökyüzüne bakan, evrenin kendisidir.
Bir ağaca dokunduğunda, bir kuşun kanadını seyrettiğinde, ya da geceleri yıldızlara baktığında?
Aslında dışarıya değil; evrenin kendi yüzüne tuttuğu aynaya bakıyorsun.
Ve o aynada gördüğün şey şu olabilir:
Sen, evrenin kendi üzerine düşen bilinçli bir........© Samsun Son Haber
