Çocuklar okula korkarak gitmemeliydi!
Kahramanmaraş’ta yaşanan o elim saldırıdan sonra toplum olarak içimizde bir şeyin yerinden oynadığını hissediyorum. Adeta bir eşik gibi. İnsan ister istemez kendi hayatına, çocukluğuna, bu ülkeye dair hafızasına dönüyor.
Biz gerçekten böyle bir yerde büyümedik.
Kapıya anahtar bırakmanın saflık değil, güven olduğu bir dönemdi. Okul dediğimiz yer sadece ders gördüğümüz değil, kök saldığımız, kendimizi var ettiğimiz, çiçekler açtığımız bir alandı. Oraya giderken içimizde en ufak bir tedirginlik olmazdı.
Şimdi ise sabah uyanıyorum, evimin karşısındaki liseden yapılan anonsu dinliyorum. Okul müdürü çocuklara “çok değerlisiniz” diyor ama aynı cümlenin içinde “daha sıkı kontroller”, “şüpheli durumları bildirin” uyarıları var.
Cümleler doğru, niyet doğru ama hissiyat bambaşka. Bu bir güven atmosferi değil; bu, çocukların omzuna yüklenen görünmez bir tedirginlik.
İş arkadaşlarımın çocukları okula gitmek istemiyor. Bu cümle bile tek başına yeterince ağır.
Çocuk dediğin, okula gitmekten korkmaz. Korkmamalı.
Peki biz ne ara buraya geldik? Bu sorunun tek bir cevabı yok, ama sormaktan da kaçamayız.
Çocuk susturulsun diye eline daha üç-dört yaşında verilen tabletlerde mi başlıyor her şey? Yoksa ekranlarda sürekli pompalanan, şiddeti güçle eşitleyen, silahı karakterin uzantısı gibi sunan hikâyelerde mi?
Belki de daha basit yerlerde… Görmezden geldiğimiz küçük sinyallerde, “büyür geçer” dediğimiz davranışlarda, konuşmayı ertelediğimiz her anda.
Bir yerlerde bir şeyleri........
