menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erdoğan Özdemir’den Yaşar Erdoğan’a: Bir Hayalin Emanetten Müesseseye Uzanan Hikâyesi

28 0
11.08.2026

Erdoğan Özdemir'den Yaşar Erdoğan'a...

Tahayyül ve tasavvurlarını birleştiren bu iki kahraman kardeşimizden Erdoğan Özdemir ile 1994 yılında Burdur'da, 58. Er Eğitim Tugayı'nda kısa dönem askerlik yaparken tanıştık. Kaderin güzelliğine bakın ki o nurlu, gülümseyen, umut dolu ve hayallerinin sınırlarını aşmış Erdoğan kardeşimle aynı koğuşta, aynı ranzayı paylaşacak kadar kader bizi bir arada tuttu.

İki aylık askerliğimizin tamamı beraber geçti. O, bolca istirahat alıyor ve sürekli Risale okuyordu. Ben onun kadar istirahat alamıyordum. Bende de hafif göğüs rahatsızlığı belirtileri olduğunda revirden istirahat alıp ona eşlik ederdim.

Erdoğan kardeşim, Külliyat'ı tamamen okuma ahdiyle hareket ediyordu. Sürekli hayallerini, vizyonunu ve hedeflerini paylaşıyordu. Rahmetli Yaşar Erdoğan kardeşimizle radyo hayallerini, radyoyu nasıl kurduklarını ve askerlikten döner dönmez neler yapacaklarını anlatırken büyük bir heyecan içindeydi. Çok heyecanlı ve çok aksiyon sahibi bir kardeşimizdi.

Onunla doyum bilmeyen bir muhabbetin içindeydik.

Ankara'da nuranî bir ekibin, bir akışın, bir aksiyonun ve bir teşebbüsün ümit dolu hikâyelerini ve hayallerini benimle paylaşırken, bildiğimiz Ankara'yı adeta unutturmuştu.

Ben de o sıralarda Şanlıurfa'da Harran Üniversitesi'nde çalışıyordum. Akademik Dayanışma Araştırma Grubu ADAG Vakfı'nın kuruluş hikâyesinin nüvesini de bu 58. Er Eğitim Tugayı'nda bulunan akademisyen arkadaşlarımızla birlikte atmıştık. Ömer Morgüller, Mehmet Aybaklar, rahmetli Abdulvahap Yiğitler, Mustafa Zerrin, Duman ve Kızmazlar ve diğer arkadaşlarımızla birlikte bu çalışmanın temellerini orada atıyorduk.

Dolayısıyla yüzü gülümseyen, gözü nur saçan, konuşması tutkulu ve sürekli yapacaklarına odaklanmış bir Erdoğan kardeşim vardı karşımda.

Bürokrasinin labirentlerinden, terfi hesaplarından, Ankara klasiğinden, lobilerden, siyasi rüzgârlardan ve yükselme sendromlarından bağımsız bir Erdoğan kardeşimle tanışmış olmak gerçekten çok iyi gelmişti. Bayağı anlaşıyorduk. Karşılıklı fikirlerimizi aynı havuzda eritiyorduk.

Kaderin bir başka güzelliği de şuydu: Biz de 1991 sonu, 1992 başlarında Urfa'da özel bir teşebbüs olarak bir avuç arkadaşla Radyo Mega'yı kurmuştuk. Dolayısıyla bizim de bir radyo hafızamız vardı. Erdoğan kardeşimle radyo kuruluş hikâyesini dinlerken, iki ayrı şehirde doğmuş fakat aynı heyecandan beslenen iki teşebbüsün hikâyesini karşılaştırıyorduk.

BİR TERHİS GÜNÜNÜN ARDINDA KALAN BÜYÜK HÜZÜN

Daha sonra terhisimizin son günü geldi.

Biz terhisi askerlikten terhis zannederken, meğer hayatın başka bir imtihanına giden yolun bir gün öncesindeymişiz.

Yakın arkadaşım Mehmet Aybak hocamız ile Erdoğan kardeşimiz önceden de tanışıyorlardı. Kıymetli eşleri de terhislerinde gelip kendilerine eşlik edeceklerdi. Bu sebeple terhis sonrasında bir-iki gün misafirhanede kalacaklardı. Kendileri için önceden bir rezervasyon yapmıştık.

Daha sonra biz terhis olup memlekete dönerken onlar da bir piknik niyetiyle Salda Gölü'ne gittiler.

Fakat kader-i İlâhî...

Rahmetli Erdoğan kardeşimle kıymetli hanımefendilerinin balçık bir yerde suyla buluşmaları ile bu dünyadan bir terhis oldu. Onların şehadetleri oldukça yakıcı oldu.

Meğer ahirete hazırlanıyormuş o son iki ayımızda. O sima gerçekten nuranî ve başka âlem gayretindeydi.

Dolayısıyla Erdoğan'la o konuşmalarımızın hatırası da, hafızası da, sevinci de, hüznü de gerçekten aramızda kaldı.

Yaşar Erdoğan kardeşimle olan ortak duygularımızda rahmetli Erdoğan Özdemir kardeşimiz vardı.

Sonrasında o hayali, o isteği hayata geçirme; arkadaşlığın ahde vefasıyla o hayal ortaklığını Dost Radyo'yla, Dost Televizyonu'yla, Dost Vakfı'yla ve Dost Eğitim Grubu'yla hayata geçiren Yaşar Erdoğan kardeşimizin cenaze namazına Solfasol Camii'nde ve mezarlığında iştirak ettik.

Kaderin buluşturduğu bu iki asil insan arasında, özellikle Erdoğan kardeşimden Yaşar Erdoğan kardeşimize bir fikir ve aksiyon transferi olduğunu düşünüyorum.

O fikir müesseseleşti.

Tecessüm etti.

Hayat buldu.

Bu yüzden Erdoğan Özdemir'den Yaşar Erdoğan'a uzanan hikâyeyi sadece iki insanın arkadaşlığı olarak görmüyorum. Bunu aynı zamanda bir hayalin emanete dönüşmesi, emanetin de müesseseye dönüşmesi olarak görüyorum.

Yaşar Erdoğan kardeşimle daha Ankara'ya gelmeden, Urfa'dayken tanışmıştık. Mehmet Yücetürk'le birlikte Urfa'ya teşrif etmişlerdi. Giyim sektöründe Anadolu'ya açılmak, bir mağaza........

© Risale Haber