Said Nursi ve Sarı Çiçek
Erzurum'da bir grup ilahiyatçı, bir zaman merhum Kırkıncı Hocamızı ziyarete gelmiş. O da Risale-i Nurlardan bir ders yapmış. Dersten sonra, hasbihal kısmında ziyarete gelen hocalardan biri: "Hocam, biz geldik, sizin yüksek ilminizden istifade edelim. Siz de böcekten, bitkiden bahseden bir ders yaptınız. İlminizden istifade edemedik." demiş. Merhum Kırkıncı Hoca da ona "Cenab-ı Allah'ın zâtından bahsetmeyi Kur'an ve hadis yasaklıyor; sıfatlarından, yarattıklarından ve tecellileriden bahsetmeyi de siz yasaklıyorsunuz.Biz o zaman Cenab-ı Allah'ı nasıl tanıyıp da nasıl anlatacağız?" diye cevap vermiş. Misafir ilâhiyatçılar da bu cevap karşısında, hocamızı takdir ederek ve biraz da mahçup olarak ayrılmışlar.
Birkaç ay önce, yine bu köşede "Kâinatı Esmâsız, Esma'yı da Kâinatsız Okumak" başlığıyla bir yazı yayımlamıştık. O yazıyı bize yazdıran "Kâinatı, Allah'ın isimleriyle; Allah'ın isimlerini de kâinatla birlikte okumanın gayreti" olmuştu.
Evet, Kur'an ve hadis bizi, Cenab-ı Allah'ın zâtını konuşmaktan men ediyor. Çünkü O, vacib-ül vücut olduğu, yani mahlûkat cinsinden olmadığı, mutlak hakikat olduğu için, bizim mukayyet, yani çeşitli kayıtlarla kayıtlı nazarımızla ihâta edilemez hâliyle. Biz de Cenab-ı Allah'ı üstadın çok harika bir tasnifiyle "üç küllî muarrif"dediği; ya kâinat kitabından ya Kur'an-ı Azimüşşan'dan ya da Hatem-ül Enbiya olan Peygamber Efendimizden öğreneceğiz. Başka öğrenecek yer ve yol yok yani.
Zaten "Kur'an, kâinat mescid-i kebirinde kainatı bize okuyor." Yani........
