Biz Ne Duruyoruz?
Liselerde "Farkındalık Sohbetleri" devam ediyor. Bir lisede, sohbete "Hayatınızın makinesinde dercedilen şu nâzik letâif ve mâneviyat, şu hassas âzâ ve âlât, şu muntazam cevarih ve cihazat ne için bizlere verilmiş? Şu pahalı göz, kulak, kalp,dil sır, akıl gibi değerli cihazları nerede ve nasıl kullanacağız?"mealinde bir sualle başlayarak; yaratılış gayemize dikkat çekmeye çalışmıştık.
Bu mealdeki konuşma devam ederken, önde oturan bir öğrencimiz "Ama hocam gözü, kulağı veya aklı olmayan insanlar da var; onları ne yapacağız?" diye sordu.
Aklıma hemen, bazen zehirli oklarla kirlettiğimiz kendi gözlerim geldi. Göz menfezinden giren, ebedî hayatımızın daimi yaraları olacak günahlardan dolayı gözlerimin olmamasını temenni ettiğim günleri hatırladım. Gözüm vardı; onları dünyada, geçici bir hayatta kullanıyordum. Ama bunlarla kazandığım seyyieler, beni kara kara düşündürüyordu.Toplantıda, çok kısa zaman içinde bu düşüncelerle boğuştum. Ama bir cevap da vermemiz gerekiyordu.
Bir çırpıda, bize verilen varlık mertebelerini saydım öğrenci arkadaşlara. Yoktuk, bir zamanlar. Var olmaya değer bir kıymette de değildik. Kimsenin bizden haberi yoktu, bizden bahseden de yoktu. Öyle kalabilirdik ama var edildik. Yani vücut mertebesine getirildik. Ama taş da vücuda getirilmişti, taş olarak da kalabilirdik. Bir de hayatı tattık. Fakat bitkilerin de hayatı vardı. Bir ot yahut dağ başında diken de kalabilirdik. Ruha kavuştuk........
