Ramazan Günlükleri (15) Marifet ve derinleşen uçurum
Mârifet, klasik literatürde yalnız bilgi değildir; yöneliştir, idraktir, teslimiyettir. Allah’ı O’nun kendisini tanıttığı şekilde bilmek; isim ve sıfatlarının kemalini kavramak; kudretini, rahmetini, rubûbiyetini idrak etmek… Ve bu idrakle kalpte heybet, haya ve murâkabe doğması. Mârifet kalbe yerleştiğinde sükûn getirir; çoştuğunda hareket doğurur; saflaştığında ilim, hilm, tahammül ve hüsn-i zan üretir. Yani mârifet ahlâk üretir.
Bugün ise “marifet” kelimesi dünyevî bilgiye indirgenmiş durumda. Kendini bilmek yerine kendini inşa etmek; yaratıcısını tanımak yerine sistemi tanımak; hakikati aramak yerine veriyi toplamak… Bilgi arttı, fakat mârifet azaldı. İnsan doğayı, toplumu, ekonomiyi, hatta beynin işleyişini çözüyor; fakat “ben kimim, kime aidim, nereye gidiyorum?” sorularında derin bir boşluk yaşıyor. Bu, inanç mârifeti ile modern medeni değerler arasındaki uçurumun temelidir.
Allah’ı tanıyan insan, kendini mutlak merkeze koymaz. Kendini sınırlı, muhtaç ve gözetim altında bilir. Bu, hem tevazu hem güven üretir. Modern mârifet ise insanı merkeze yerleştirir. Kendi aklına, performansına, başarısına dayanan bir özne üretir. Bu özne dışarıdan güçlü görünür; fakat içeride kırılgandır. Çünkü dayanacağı aşkın bir merkez yoktur.
Bu yüzden modern insanın psikolojisi sürekli kaygı üretir. Başarısızlık, yalnızlık, değersizlik korkusu… Çünkü kimlik, performansa bağlıdır. Mârifetullâh ise kimliği performanstan bağımsızlaştırır. İnsan kul olduğunu bilir; değerini Allah’a nispetle alır. Bu, içsel istikrar........
