menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ramazan Günlükleri (15) Marifet ve derinleşen uçurum

16 0
12.03.2026

Mârifet, klasik literatürde yalnız bilgi değildir; yöneliştir, idraktir, teslimiyettir. Allah’ı O’nun kendisini tanıttığı şekilde bilmek; isim ve sıfatlarının kemalini kavramak; kudretini, rahmetini, rubûbiyetini idrak etmek… Ve bu idrakle kalpte heybet, haya ve murâkabe doğması. Mârifet kalbe yerleştiğinde sükûn getirir; çoştuğunda hareket doğurur; saflaştığında ilim, hilm, tahammül ve hüsn-i zan üretir. Yani mârifet ahlâk üretir.

Bugün ise “marifet” kelimesi dünyevî bilgiye indirgenmiş durumda. Kendini bilmek yerine kendini inşa etmek; yaratıcısını tanımak yerine sistemi tanımak; hakikati aramak yerine veriyi toplamak… Bilgi arttı, fakat mârifet azaldı. İnsan doğayı, toplumu, ekonomiyi, hatta beynin işleyişini çözüyor; fakat “ben kimim, kime aidim, nereye gidiyorum?” sorularında derin bir boşluk yaşıyor. Bu, inanç mârifeti ile modern medeni değerler arasındaki uçurumun temelidir.

Allah’ı tanıyan insan, kendini mutlak merkeze koymaz. Kendini sınırlı, muhtaç ve gözetim altında bilir. Bu, hem tevazu hem güven üretir. Modern mârifet ise insanı merkeze yerleştirir. Kendi aklına, performansına, başarısına dayanan bir özne üretir. Bu özne dışarıdan güçlü görünür; fakat içeride kırılgandır. Çünkü dayanacağı aşkın bir merkez yoktur.

Bu yüzden modern insanın psikolojisi sürekli kaygı üretir. Başarısızlık, yalnızlık, değersizlik korkusu… Çünkü kimlik, performansa bağlıdır. Mârifetullâh ise kimliği performanstan bağımsızlaştırır. İnsan kul olduğunu bilir; değerini Allah’a nispetle alır. Bu, içsel istikrar sağlar.

Mârifetin Allah merkezli olduğu toplumda değer hiyerarşisi aşkın bir ölçüye dayanır. Adalet, merhamet, emanet, takva… Bunlar yalnız sosyal sözleşme değil, ilâhî sorumluluktur. Modern toplumda ise değerler çoğu zaman uzlaşmaya, faydaya, çoğunluğa dayanır. Bu da değerlerin değişkenleşmesine yol açar.

Eğer Allah’ın nazarı bilinci kaybolursa, murâkabe zayıflar. Hukuk kalır ama içsel denetim zayıflar. Gözetim kameraları artar, ama vicdanın sesi azalır. Mârifetullâh toplumda ahlâkın iç kaynağıdır; onsuz ahlâk dış yaptırımlara bağımlı hâle gelir.

Allah’ı tanımayan mârifet, gücü kutsama riskini taşır. Çünkü aşkın bir otorite yoksa, en güçlü olan belirleyici olur. Modern siyasal düzenler teoride sekülerdir; fakat pratikte güç, ekonomi, medya, ideoloji yeni kutsallar hâline gelebilir. Mârifetullâh ise insanı hiçbir dünyevî güce mutlaklaştırmamaya çağırır. “Hüküm yalnız O’nundur” bilinci, siyasi alanı da sınırlar.

 Mârifet, kişinin kendini bilmesi ve kendini bilerek yaratıcısını bilmesidir. “Men arefe nefsehu…” hikmeti bu çerçevededir. Fakat bugün kendini bilmek, çoğu zaman psikolojik envanter çıkarmaya, kişisel yetenek keşfine, kariyer planlamasına indirgenmiştir. Bu kötü değildir; fakat eksiktir. Kendini bilen ama Yaratıcısını bilmeyen insan, varlığın nihai anlamını yine kendi içinde arar. Bu ise insanı ya aşırı özgüvene ya da nihilizme götürebilir.

Mârifet sınırsız bir ilim denizidir; insanı ta‘zîme ve heybetine götürür. Modern bilgi ise çoğu zaman kontrol ve hâkimiyet üretir. Tabiata hâkim olmak, toplumu yönetmek, ekonomiyi düzenlemek… Bu da insanı “Cebbâr”lık vehmine yaklaştırabilir. Oysa Cebbâr olan yalnız Allah’tır.

İnanç mârifeti ile modern medeni değerler arasındaki uçurum, aslında iki merkez arasındaki farktır: Biri Allah merkezli varlık tasavvuru, Diğeri insan merkezli varlık tasavvuru.

Allah merkezli tasavvurda insan sorumludur, sınırlıdır, emanetçidir. İnsan merkezli tasavvurda insan üreticidir, belirleyicidir, norm koyucudur.

Bu iki yaklaşım tamamen zıt değildir; fakat merkez değiştiğinde yön değişir. Allah merkezli mârifet insanı tevazuya, merhamete, murâkabeye götürür. İnsan merkezli mârifet onu özerkliğe, özgüvene, fakat bazen yalnızlığa ve anlam boşluğuna götürür.

Mârifetullâh çağın karşısında bir alternatif bilgi değildir; bir derinliktir. Bilimi inkâr etmez; bilimi yerine oturtur. Psikolojiyi reddetmez; onu insanın ontolojik ihtiyacına bağlar. Sosyolojiyi dışlamaz; fakat toplumu ilâhî ölçüyle tartar.

Mârifet arttıkça insan küçülmez; doğru yere yerleşir. Kendini bilen, aczini bilen, muhtaçlığını bilen insan; başkasına zulmetmez, gücü kutsamaz, dünyayı mutlaklaştırmaz.

Belki de modern çağın asıl krizi bilgi eksikliği değil, mârifet eksikliğidir. Bilgi arttı; fakat heybet azaldı. Veri çoğaldı; fakat murâkabe zayıfladı. Medeniyet büyüdü; fakat kalp daraldı.

Ve nihayet: Allah’ı hakikatiyle tanıyan sever. O’nu tanıyanın ta‘zimi artar. Bu ta‘zîm, insanı istikamet üzere tutar. Mârifetullâh olmadan medeni toplum teknik olarak gelişebilir; fakat ontolojik ve ahlâkî istikrarı eksik kalır. Uçurum da işte burada doğar.


© Pusula Gazetesi