menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD İran'ı Yıkmak İster mi?

13 0
06.03.2026

Erzurum’un Hafızasından İsrail’in Güvenlik Doktrinine Bakış

Ortadoğu’da krizler kendiliğinden doğmaz. Bu coğrafyada her patlama, yıllar öncesinden yapılan planlamaların sonucudur. İran meselesi de bugünün füze atışlarından, suikastlerden ya da diplomatik restleşmelerinden ibaret değildir. 1979 İran Devrimi, sadece bir rejim değişikliği değil; küresel sistemin bölgede yeni bir güvenlik mimarisi kurduğu eşiktir.

Bugün kamuoyuna sunulan anlatı: İran’ın Batı’ya meydan okuyan başlıca ülke olduğu şeklindedir.

Ancak mesele bundan daha derindir.

Şah devrildiğinde Batı çaresiz değildi. Müdahale edebilirdi. Ama etmedi, hatta şia devrimini destekler göründü. Çünkü İran’ın tamamen çökmesi değil, belirli bir sınır içinde tutulması daha işlevseldi. Şii İran, Sünni dünyanın merkezî bir güç hâline gelmesini engelleyen jeopolitik bir tampon işlevi görüyordu. Mezhepsel fay hattı, bölgesel bütünleşme ihtimalini baştan zayıflatan önemli bir unsurdu.

Erzurum’un tarihini bilenler bu oyunu daha net okuyabilir.

Bu şehir, asırlar boyunca sınır hattında devlet refleksinin test edildiği yerdir. Doğu kapısıdır. Gürültüyle değil, akılla ayakta kalınacağını bilen bir hafızaya sahiptir.

Bugün İran’ın askerî komuta kademesinin hedef alınması, nükleer tesislerine yönelik sabotajlar ya da bölgesel gerilimler rejimi devirmek için değil; onu sürekli tehdit pozisyonunda tutmak içindir. İran’ın varlığı, İsrail merkezli güvenlik doktrininin meşruiyet kaynağıdır.

Son yıllarda dikkat çeken gelişme ise bu gerilimin artık yalnızca vekâlet aktörleri üzerinden yürütülen bir mücadele olmaktan çıkma ihtimalidir. İsrail’in İran hedeflerine yönelik doğrudan operasyonları ve İran’ın buna verdiği açık karşılıklar, Ortadoğu’da uzun süredir korunmaya çalışılan kontrollü gerilim sınırını zorlamaktadır. Buna rağmen büyük güçlerin davranışları incelendiğinde tarafların hâlâ........

© Pusula Gazetesi