menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’de Yargı Eliyle Yaşanan Toplumsal Yarılma: Neden Kimsenin Eli Temiz Değil?

16 0
previous day

Yargı ve polis sopasını elinde bulunduranların kimlikleri değişse de mantaliteleri hiç değişmedi. Bazen mizansen mahkemeler kurdular, bazen delil uydurdular, bazen de gerçekçi delillere sahte iddialar ekleyip asıl konuyu araçsallaştırarak siyaseti dizayn etmeye çalıştılar.

Kaynak: REUTERS/Catherine Tai

Türkiye toplumu Osmanlı köklerinden bu yana ağır travmalar yaşadı; bu travmaların son durağı olan İstiklal Savaşı ve sonrasında kurulan yeni düzenle de devam eden kimlik bunalımlarının yükünü taşıyor. Halen bir arada yaşama kültürünü olgunlaştıramamasının sebebi de burada aranmalı. Dahası, Türkiye’de siyaset kurumu bu hastalıklardan beslenen ve bunları besleyen bir düzende işliyor. Her 10 yılda bir yapılan darbelerden tutun da siyasal kesimlerin devleti ele geçirip rakiplerini baskılama fırsatı-intikam aracı olarak görmesinden bürokrasinin kendi yandaşlarının kadrolaşma alanı olarak görülmesi gibi birçok çarpık algı, toplumun istisnasız her kesimini zehirlemeye devam ediyor. Zehirlenmiş toplumun demokrasisi de bu hastalıklardan geçinen siyaseti ayakta tutuyor.

17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu esnasında polisin “ele geçirdiği” ayakkabı kutuları.

28 Şubat 1997 ve sonrasında yaşanan post-modern darbe süreci de, o sürece karşı gardını alan, küresel ve yerli sermaye ile işbirliği yaparak; dahası, Fethullahçılar cemaati ile partner olarak 28 Şubatçıların bir kısmından intikam alan “muhafazakâr” iktidar, bu vesileyle daha sonra adına FETÖ denilecek devlete sızma, kadrolaşma ve nihayetinde bir siyaset gücüne dönüşecek olguyu besledi. Böylece karşımıza önce 17-25 Aralık 2013’te yargı eliyle siyaseti dizayn etme-hukuk dışı biçimde darbe yapma çabasıyla karşılaştık.

Türkiye’de Yargı Hiç Bağımsız Olmadı

25 Nisan 2002 – Recep Tayyip Erdoğan, 1992’de Rize’de yaptığı konuşması nedeniyle Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı Nuh Mete Yüksel’e ifade verdi.

Ülkemizde maalesef yargı hep ideolojik bir silah olarak kullanıldı.

Yakın tarihimize dönüp şöyle bir bakınca; yargıya güven sağlanması gibi bir kaygının olmayışının ülkedeki gündemlerin de hep anlamsız polemiklere mahkûm olmasına yol açtığı görülüyor.

1923-1927: Üçüncü Dönem İstiklal Mahkemeleri

1925: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası davası

1926: İzmir suikastı davası

1920-1935: İstanbul’daki komünizm davaları

1946: Dörtlü Takrir ve Demokrat Parti üyelerine yönelik baskılar

1961: Yassıada yargılamaları

1971: THKO-Deniz Gezmiş davası

1980: Erdal Eren davası

1984: Aydınlar Dilekçesi davası

1993: HEP’in kapatılması

1993: Sivas davası

1994: DEP’in kapatılması

1996: Susurluk davası

1997: RP’nin kapatılma davası

1998: Kayıp trilyon davası

1998: Erdoğan şiir davası

1999: İBB Akbil yolsuzluğu davası

2000: Selam Tevhid davası

2001: Fazilet Partisi kapatılma davası

2003: HADEP’in kapatılması

2004: Uğur Kaymaz cinayeti davası

2005: Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesinin de arasında bulunduğu birçok olayı kapsayan Umut davası

2006: Danıştay saldırısı davası

2007: Zirve Yayınevi katliamı

2007: DTP’nin kapatılması davası

2007: Hrant Dink suikastı davası

2008: AK Parti’nin kapatılma davası

2008-2012: Ergenekon darbe girişimi davaları

2009: Cizre faili meçhul cinayetler davası

2009: Ceylan Önkol’un ölümü davası

2010: Balyoz davası

2011: Türk futbolu şike davası

2013: Gezi Parkı davası

2013: 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu

2014: Soma Faciası davası

2016-2017: 15 Temmuz darbe girişimi davaları

2010-2017: KCK ana davası-Selahattin Demirtaş

2017: Cumhuriyet davası

2017-2020: Birleştirilmiş Gezi/çArşı/Osman Kavala davası

2018: Rabia Naz’ın şüpheli ölümü davası

2019: Nadira Kadirova şüpheli ölümü soruşturması

2019: Çorlu tren kazası davası

2019: İmamoğlu hakaret davası

2022: KPSS skandalı soruşturması

2024: Yenidoğan Çetesi soruşturması

2025: Gezi Parkı olayları-Ayşe Barım soruşturması

2025: İBB, Şişli ve Beylikdüzü belediyelerine yolsuzluk ve terör davası

Liste böyle uzayıp gidiyor ve daha nice dava dönemsel olarak siyasi iradeyi elinde tutanların yargıyı bir silah olarak kullandığını gösteriyor. Bugünlerde de yaşanan bu. Bu listede yargı ve polis sopasını elinde bulunduranların kimlikleri değişse de mantaliteleri hiç değişmedi. Bazen mizansen mahkemeler kurdular, bazen delil uydurdular, bazen de gerçekçi delillere sahte iddialar ekleyip asıl konuyu araçsallaştırarak siyaseti dizayn etmeye çalıştılar. Bu, bazen tek parti, bazen ordunun sıkıyönetimi, bazen seçimle işbaşına gelse de rakibini elemek isteyen bir siyasal iktidar oldu; bazen de o iktidarla işbirliği yapıp devletin içinde kadrolaşan paralel yapılanma. Ama mantıkları hiç değişmedi: Yargıyı kendilerine bağımlı kılıp kendi çıkarlarına aykırı gelişmeleri baskılamak, muhaliflerini........

© Perspektif